7 günde Güney Sri Lanka turu

sri lankada safari turu
  • 17
    Shares

Sri Lanka’nın Seylan olmadan önceki adı Serendip. Arapça olan isim  ‘mutlu tesadüf, şans eseri değerli bir şeyler keşfetme yeteneği’ anlamlarına geliyor. İngilizcedeki ‘serendipity’ kelimesi de Arapçadan İngilizce’ye uyarlanmış. Sri Lanka, Seylan ya da Serendip hangi isimle anarsak analım, ada gerçekten mutlu tesadüflerle dolu.

Sri Lanka,  bütün ihtişamı, doğal güzellikleri, upuzun tertemiz plajları, muhteşem insanları, adım başı görebileceğiniz görkemli Budist tapınakları, rengarenk kültürüne rağmen henüz diğer tropikal adalar gibi turist ablukası altına alınmamış. Ada ve insanları hala bakirliğini koruyor, günümüz için oldukça değerli ve istisnai bir durum diyebiliriz.

Sri Lanka Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarından vize istiyor ancak vizeyi almak oldukça kolay. Nasıl alınacağını burada anlattım. Türk Havayolları Maldivler aktarmalı olarak Sri Lanka’ya uçuyor. İstanbul-Maldivler arası 8 saat, 1 saat Maldivler’de bekleme ve ardından 1 saatlik uçuşla totalde 10 saatlik yolculuğun ardından Sri Lanka’ya varıyorsunuz.
Bandaranaike küçük bir havalimanı ve Ekim ayında oldukça sakindi diyebilirim. Çıkışta sizi araba kiralama şirketleri ve Gsm operatörlerinin bankoları bekliyor. İlk olarak, Sri Lanka’ya gittiyseniz 1 GB internet + konuşma dahil bir sim kartı yaklaşık 30 TL gibi bir fiyata alabildiğinizi bildirmek isterim. Seyahatiniz süresince bayağı iş görüyor ve fiyatı oldukça uygun. Araç için ise daha önce okuduklarımızdan yola çıkarak otobüslerle yada toplu taşıma ile seyahat etmenin pek de mantıklı olmadığı kanısına varmıştık. Bu sebeple araç kiralayıp kendimiz kullanırız diye planlamıştık ancak gittiğimiz Budget ofisinde bize 7 gün için 700 USD fiyat çıkarttılar ve bir de şehir merkezinde devletin bir birimine gidip, para ödeyip imzalı, mühürlü bir kağıt almadan ehliyetimizin geçerli olmadığını söylediler. Buna karşın aracı şoförlü olarak, yakıt dahil kiralamak 390 USD’ye tekabül ediyordu. Detayları Sri Lanka’da şoförlü araç kiralamak neden mantıklı? yazısında anlattım. Sonuç olarak 7 gün için pazarlıkla 350 USD’ye anlaştık ve seyahatimizi birlikte geçireceğimiz Silva aracıyla bizi almaya geldi. 
1.GÜN: BAŞKENT COLOMBO
 Havaalanından çıktık ve 20 dakikalık normal bir otoban yolculuğundan sonra başkent Colombo’nun merkezine vardık. Tam iş çıkış saatinde yüzlerce tuktuk, normal araçlar, motosikletler, sokaklardaki kalabalık ile birlikte trafiğin içinde kaplumbağa hızıyla şehrin sahil kesimi Marine Drive’da bulunan otelimiz Ocean Edge‘e vardık. Yol üzerinde modern mimari eseri binalar -bazı kısımlar Nişantaşı havası veriyordu diyebilirim- onlarca görkemli Budist tapınağı, yüzlerce yıllık ağaçlar gördük. Doğa, modernizm esintileri, egzotik kültür hepsi güzel ama benim kaostan başım döndü ve bir an için ‘acaba yanlış bir seçim mi yaptık?’ diye düşündüm. Yanılmışım.
Otelde biraz dinlenip, duş aldıktan sonra kendimizi yiyecek bir şeyler bulabilmek için sokağa attık. Otelin arkasında bulunan ana caddeye çıkıp, sonrasında ara sokaklara girince kendimizi bambaşka bir dünyanın içinde bulduk. Acayip zevkli inşa ve dekore edilmiş evler ve bahçeler, tertemiz sokaklar, at yarışı hipodromu, kocaman, Avrupai mimarisiyle göz dolduran alışveriş merkezi derken baktık ki kendi kendimize restoran bulamayıp açlıktan öleceğiz, yoldan geçen tuktuk’lardan birini durdurduk ve bizi güzel bir restorana götürmesini istedik. İyi ki de öyle yapmışız. Tuktuk şoförü bizi 5 dakikalık mesafede bulunan Hint restoranı The Mango Tree‘ye götürdü ve çok memnun kaldık.

Yemeklerimizi yedik, kalktık. Bir müddet yürüdükten sonra bizi otele götürmesi için bir başka tuktuk durdurduk. Daha önce okuduklarımız, şoförümüz Silva’nın tuktuklara karşı dikkatli olmamız konusunda bizi uyarması, bir de tuktuk şoförünün İngilizce konuşmuyor olması sebebiyle haritadan kendi yolumuzu kendimiz tarif etmek istedik. Biz yolu tarif ederken şoför kendi dilinde bize bir şeyler anlatmaya çalışıyordu ancak biz haritayı takip etmekte ısrarcı olunca gördük ki gitmek istediğimiz yol bir Budist festivali sebebiyle kapalı. Öyle olunca kalan yolu yürümeye ve festivali deneyimlemeye karar verdik.

 Kısa bir video: 
2.GÜN: GÜNEYE YOLCULUK VE UNAWATUNA BEACH
Sabah 9’da sözleştiğimiz gibi Silva bizi kaldığımız otelden aldı ve güneye doğru yola çıktık. Yaklaşık 2.5 saatlik bir yolculuktan sonra ikinci durağımız olan Unawatuna’ya vardık. Daha önceden rezervasyonumuzu yaptığımız ve geceliği 80 USD olan Beach Castle‘a girer girmez büyülendik. Sri Lanka’da bir otele giriş yaptığınız zaman sizi soğuk, lezzetli, tropikal meyve suları ile karşılıyorlar. Yoldan gelen insanı acayip mutlu ediyor.
Odamıza yerleştikten sonra otelimize 1 dakika yürüme mesafesinde olan Unawatuna Beach’e attık kendimizi. Plaj yaklaşık 2.5 km uzunluğunda, bittiği yerde bir Budist tapınağı bulunuyor. Adım başı butik oteller ve barlar ile dolu. Dalış ve sörf yapmak mümkün ve fiyatlar çok uygun. Sri Lanka’nın genelinde olduğu gibi barlar, içki, yemek, oteller, aklınıza gelebilecek her şey diğer ülkelere ve Türkiye’ye oranla oldukça ucuz. 
Plajda biranızı içerken ortalama 1000 rupee (20 TL) vererek piton yılanı ve maymun ile fotoğraf çektirebilir (sevmediğim turist atraksiyonlarından biri olsa da biz de fotoğraf çektirdik), 2 tanesi 600 rupee’den plaj elbisesi alabilirsiniz. Hava alanında kocaman billboardlarda ‘uyuşturucu ile yakalanırsanız idam edilirsiniz’ yazmasına karşın turist olduğunuz için her 5 dakikada bir yanınıza uyuşturucu satıcıları geliyor ve uyuşturucu harici bir de Marlboro marka sigara satıyorlar. Buraya not olarak, ülkede bildiğimiz sigara markaları satılmıyor, yerel sigaralarının ise 1 adedi 1 tl’ye tekabül ediyor yani paketi 20 lira. Sigara kullanıyorsanız giderken yanınızda sigara götürmenizi tavsiye ederim.
Tüm günü plajda yerli halk ve turistleri izleyerek, okyanusun ve doğanın keyfini çıkartarak geçirdikten sonra otele gidip üzerimizi değiştirip akşam yemeği için tekrar plaja dönüyoruz.
Her restoranın önünde günlük taze karides, ahtapot, kalamar, istakoz ve değişik değişik balıklar sergileniyor. Biz günü de geçirdiğimiz Happy Banana‘ya oturup balık sipariş ediyoruz. Gece parti olduğunu söylüyorlar. 11 gibi başlayan partide sabaha kadar her milletten insanla dans ediyoruz. Müzikler şahane, Sri Lanka’da zevksiz müzik duymak imkansız gibi. Üzerimizde bulunan tek banka kartını kaybediyor ve sabaha karşı otelimize dönüyoruz.
3.GÜN: GALLE GEZİSİ
Türkiye saati Sri Lanka’dan 2.5 saat geride bunun ve gecenin etkisiyle öğlen 13:00’e kadar uyuyoruz.
Uyandığımızda hava yağmurlu, otelin sahibi kahvaltı saatini geçirmiş olmamıza rağmen elleriyle kahvaltımızı hazırlıyor. Havanın plaja gitmeye elverişli olmaması sebebiyle kahvaltıdan sonra hemen Galle’a doğru yola çıkıyoruz. 
Galle, Unesco’nun dünya mirası listesinde olan bir şehir. 17. Yüzyılda Hollandalıların inşa ettiği ve 2004’te meydana gelen, Sri Lanka’yı yıkıp geçen tsunamiden etkilenmeyen çevredeki tek alan olan Dutch Fort görülmeye değer. Kiliseleri, restoranları, tapınakları, doğası ve manzarası ile büyüleyici bir yer. Sokaklarında yürürken kendinizi eski bir Avrupa şehrinin sokaklarını arşınlıyormuş gibi hissediyorsunuz ancak egzotik bir adanın göbeğinde olduğunuzun idrakinde olarak. Galle sokaklarında saatlerce yürüyoruz ta ki akşam olup yağmur bastırana kadar. Bir de tüm gün neden yalnızca bazı restoranların açık olduğunu sorgulayıp durduk ve yağmura yakalandıktan sonra bir yere oturup şarap sipariş etmek isteyince sebebini öğrendik ki dini tatilmiş ve ülkede dini tatillerde alkol satışı yasakmış.



Booking.com

4.GÜN: YALA NATIONAL PARK VE SAFARİ
4.gün rotamız safari yapmak amacıyla gideceğimiz Yala National Park. Unawatuna’dan 3.5 saat süren yolculuktan sonra Yala National Park’ın içinde bulunan otelimiz Cinnamon Wild‘a varıyoruz. Sezonda geceliği 400 USD olan odalar, bungalovlar, sezon dışı olduğu için gecelik 100 USD’a geliyordu. Fiyat uygun olduğundan 2 gece için rezervasyon yaptık. Otel gerçekten National Park’ın göbeğinde. Girişinde fil, leopar, geyik, buffalo en son ne zaman görülmüş onu gösteren bir tabela ve içinde timsah bulunan bir su birikintisi var. Resepsiyondan geçerek bungalovumuza doğru yürürken yolda maymun aileleriyle selamlaşıyoruz. Odamıza vardıktan sonra bir müddet verendada dinlenmeye karar veriyoruz.
Yaklaşık yarım saat sonra bir adet yaban domuzu bize doğru yaklaşıyor. Ne yapalım derken o esnada yakında olan otel çalışanına ‘bir şey yapar mı?’ diye soruyoruz. Yapmaz diyor. Öyle olunca yanımızda bulunan hurmaları ve bisküvileri yemek aramaya çıkmış olan bu dişi domuza yediriyorum.
Akşam yemeğe restorana doğru yürürken kapı önünden dördüncü adımda el kadar bir akrep yerden bize selam veriyor. Panik oluyorum, odaya dönüp bütün valizlerin ağzını kapatarak elbisemi ve terliklerimi pantolon ve ayakkabı ile değiştiriyorum.
5.GÜN: SAFARİ
Ertesi sabah safari için saat 05:30’da şoförümüz Silva ile buluşuyoruz. Safariler otelden de ayarlanabiliyor ama otel fiyatları dışardan ayarlanan turlardan daha pahalı. Tüm gün için kahvaltı ve öğle yemeği dahil kişi başı 80 USD’a şoförümüz Silva’nın arkadaşının aracına rezervasyon yaptırıyoruz. Safarinin detaylarını burada anlattım.
Yarım gün süren safariden sonra otele dönüyoruz ve hemen ardından hem para çekmek, hem de domuzlar tekrar gelirse besleyecek bir şeyler almak için en yakın şehir merkezine gidiyoruz. Döndükten hemen sonra domuzlardan biri ziyarete geliyor. Ellerimle besliyorum ta ki elimde uzattığım hurma ile beraber elimi de yanlışlıkla ısırana kadar. Yan bungalovumuzda komşumuz İsveçli çift ‘enfeksiyon kaparsın, hemen hastaneye git’ diyor, panik olmuyorum. Ta ki beynimin içinde neon ışıklarla ‘kuduz’ yanıp sönmeye başlayana kadar.
6.GÜN: UNAWATUNA’YA DÖNÜŞ
Ertesi gün son 2 günü geçirmek için Unawatuna’ya dönmeye karar veriyoruz. Yol üzerinde bulunan bir devlet hastanesine giriyoruz. Silva bir şekilde hızlıca ilerlememizi sağlıyor. Ülkenin genel olarak fakir ama temiz olmasına şaşkınlığımız sürerken, bakımsızlıktan dökülen hastanenin içinde canla başla çalışan hemşirelerin tek tip toplanmış saçları, tertemiz, bembeyaz üniformaları bir kere daha şaşırtıyor. Ülkede hemen herkes en azından derdini anlatacak kadar İngilizce konuşuyor, rahatlıkla derdimi anlatabiliyorum. Doktor gereken kontrolleri ve alerji testini yaptıktan sonra kuduz aşısı yapmaya karar veriyor ancak vereceği serum ile birlikte hastanede en az 3 saat kalmamız gerekiyor. Ben plaja gitmek istiyorum. Domuz da sağlıklıydı zaten diyerek aşıyı olmadan hastaneden çıkıyoruz ve Unawatuna’da bu sefer direkt plajın arkasında bulunan otelimize gidiyoruz. 
Plajın arkası kafeler, oteller, barlar, butikler ve ağaçlar ile dolu bir sürü sokaktan oluşuyor. Turistik gibi de değil gibi de. Sri Lanka’lılar detaylardan iyi anlıyor. Dokundukları her şey sanat eserine dönüşüyor desem bence abartmış olmam. Yeni otelimize yerleşip -dünya kadar para ödediğimiz otel Sri Lanka’daki tek rezalet otel çıkıyor-, plaja gidiyoruz. Günün kalanını aklımın yarısı kuduz ihtimalinde plajda geçiriyorum.
7.GÜN: HASTANE MACERASI VE UNAWATUNA BEACH
Ertesi sabah kahvaltıdan sonra ilk iş özel bir hastaneye gidiyoruz. Acil kuduz aşısı olman lazım, riske atamazsın diyorlar ve 80000 rupee (2000 lira civarı) fatura çıkarıyorlar. Seyahat sigortamı yaptırmış olduğum HDI sigortayı arıyorum, fatura edersem karşılayacaklarını söylüyorlar.Hayatımda ilk defa bir doktorun meslektaşını arayıp detayları öğrenmesini, yapacağı aşının reçetesini baştan sona okumasını ve prospektüste yazan soruları bana yöneltmesini deneyimliyorum. Bir de garip bir şekilde hastanelerde mahremiyet algıları yok. 10 küsür hemşire, doktor, asistan, hasta bakıcılar ve eşim bana bakarken popoma iğneler yapılıyor. Kağnı hızıyla işleyen sistem ve adalı olmanın verdiği yavaşlıkla hastaneyi ancak 5 saat sonra terk edebiliyoruz. 
  
Son gecemizi daha önce de kalıp memnun olduğumuz Beach Castle’da geçirmeye karar veriyoruz. Eşyalarımızı yerleştirdikten sonra akşam yemeği için Unawatuna Beach’e gidiyoruz. Restoranlardan birinden gelen saksafon sesi bizi oraya çekiyor. Sri Lanka her saniyesinde şaşırtıyor ve büyülüyor. Garsonun yönlendirmesi ile acı sever insanlar olarak acı soslu balık diye bir şeyin var olduğundan haberimiz oluyor ve gözlerimizden yaşlar gele gele saksafon eşliğinde akşam yemeğimizi yiyoruz. Buradan 100 metre ileride olan partiye doğru yola çıkıyoruz.
 
Varillerin içinde ateşler, ateş dansçıları ve turistler, herkes techno-electronic müzikle dans ediyor. Daha önce de bahsettiğim gibi, Sri Lanka’da hemen her şeyde olduğu gibi müzikte de ‘güzel zevk’ fark yaratıyor. Bir grup turistle tanışıyoruz. İngilizler ile’travel’ ve ‘holiday’ arasındaki farkı konuşuyoruz. Tatilde olmak ve seyahat etmek benzer gibi gözükse de aslında seyahat etmek ‘traveler’ların yaptığı şey oluyor. Tatilde olduğumuzu ve ertesi akşam uçağımız olduğunu hatırlıyoruz ve otelimize dönüyoruz. Sabah 5’e kadar balkonda oturup dalgaların sesini dinliyoruz.
SON GÜN VE DÖNÜŞ: 
 Sabah kahvaltı esnasında Beach Castle’ın sahibiyle muhabbet etme şansımız oluyor. Şu an iki katı bulunan otelin 3. katına da başlanmış ama henüz yarım duruyor. Sahibi hikayesini anlatıyor. Tüm aileyi geçindiren otelden geriye hiçbir şey kalmamış Tsunami’den sonra. 2 tane büyük balıkçı gemileri varmış, bu gemilerde akrabaları çalışıyor ve gelen parayla da oteli tekrar inşa etmeye çalışıyorlarmış. Gemilerden biri bir kaç gün önce Yeni Zelanda yakınlarında batmış, üstelik sigortası da yokmuş. Güzel şeyleri hak eden, emek veren insanların yüzü pek gülemiyor nedense. En güzel dileklerimizi paylaşıp Colombo’ya doğru yola koyuluyoruz.
Hediyelik almak için durduğumuz mağazada, dünyanın neresine giderseniz gidin bulamayacağınız incelikli dizaynda, kalitede ve ucuzlukta hediyeliklerin içinde kayboluyorum. Hastane’ye yapılan yüklü ödemeler, bir haftalık tatil neticesinde cepte para kalmadığı için bir çoğuna bir sonraki sefere diyerek hava alanına doğru yola çıkıyoruz. 

Ben Nil. 1990 İstanbul doğumluyum. Marmara İletişim’de okuduğum 2013 yılında Work and Travel programıyla yaşamak ve çalışmak üzere 4 aylığına Amerika’ya gittiğim günden beri şansım yurt dışında yaşamaktan yana açıldı… Devamını Oku

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir