Güney Kore’nin başkenti Seul’de bir gün

seul gezisi

1 günden aklımda kalanlar; her yer ışıl ışıl (gözlerinizi yakacak kadar), gençler bayağı tarz giyiniyor, gece hayatı hareketli, ulaşım bir şekilde hallediliyor, sokaklar yemek arabalarıyla dolu ve acayip lezzetli bir ‘street food’ kültürü var.

Seul’de 1 gün geçirmiş olma sebebim tahmin edebileceğiniz üzere Seul aktarmalı uçtuğum içindi. Fiji’ye İstanbul’dan gitmenin en kestirme yollarından biri Seul üzerinden uçmak, öyle olunca da giderken değil de dönüşte en azından 1 gece kalayım, nasıl olsa vize istemiyorlar dedim, iyi ki de demişim kısacık zamanda güzel bir deneyim oldu. 

Saat 15:00 civarı Incheon Havalimanı’na indik. Yukarıda da söylediğim gibi Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları turistik ziyaretlerde 3 aya kadar vizeden muaf, o yüzden havalimanında oyalanmadan çıktım, taksi buldum ve kelime İngilizce konuşmayan taksi şoförüyle birlikte ucuz diye şehrin alakasız bir yerinde tuttuğum otele doğru yola koyulduk. Otel fena değildi, uzay mekiğinden hallice tuvaleti (üzerinde bir sürü düğme, çözene kadar canım çıktı) ve korkunç manzarası haricinde hakkında söyleyebileceğim bir şey yok. 

Odama çıkıp, üzerimi değiştirdikten sonra resepsiyona inerek ‘benim bir tek bu akşamım var, ne yapabilirim?’ diye sordum. Taksiyle metroya, oradan da alış-veriş merkezlerinin bulunduğu ve gece hayatının hareketli olduğu Itaewon-dong’a gidebilirsin yanıtını aldım. Taksi geldi, metroya inip tek kullanımlık bir bilet aldım (metro istasyonlarının içlerinde uygun fiyatlarla kıyafet satan küçük dükkanlar var) ve kısa bir yolculuktan sonra Itaewon-dong’daydım. 

Ana cadde üzerinde büyük markaların mağazaları ve dizi dizi yemek arabaları bulunuyor. Amacım bir yerde oturup, dinlenerek akşam yemeği yemekti ancak sokakta satılan deniz ürünleri ve sushi öyle güzel görünüyordu ki bir kaç farklı arabadan ufak ufak bir şeyler alarak karnımı doyurdum ve açıkçası ben yediklerime ba-yıl-dım!

Sonrasında barların olduğu kalabalık sokaklarda dolanmaya başladım. Haftaiçi olmasına rağmen her yer kalabalık ve kelimenin tam manasıyla ‘ışıl ışıldı.’

*

*

Bir de bizim için enteresan ama onların muhtemelen kültürlerinde olan bir şey dikkatimi çekti, bizim lokantalarımızda nasıl masanın üzerinde ekmek bulunuyorsa, gördüğüm bir çok restoranda da masa üzerlerinde yumurta vardı. 

Korelilerle bir kaç kez iletişim kurmayı denesem de tüm denemelerim başarısızlıkla sonuçlandı. Itaewon-dong genellikle üniversite öğrencilerinin yoğunlukta olduğu bir yer olmasına rağmen bana denk gelen gençler İngilizce konuşamıyorlardı. Tüm sokakları teker teker gezip, oldukça ucuza karnımı doyurduktan sonra hatıra olsun diye kendi fotoğrafımı çektim ve otele metroya binip, otele geri döndüm.

Otele dönüp, uyuyup uyandıktan sonra havalimanına doğru yola çıktım. Hem elimde kalan son Kore Wonları harcayayım, hem de güzel ve ucuz Kore yemeği yiyeyim diyerek havalimanındaki restoranlardan birine girdim. Ve sipariş ettiğim sushi bir sunum harikası olarak geldi:

Kısacık Seul maceram burada sona erdi. Kore’de geçirdiğim zamanın yarısı kadarını da (11.5 saat) aşağıdaki uçakta geçirerek İstanbul’a geri döndüm.

Ben Nil. 1990 İstanbul doğumluyum. Marmara İletişim’de okuduğum 2013 yılında Work and Travel programıyla yaşamak ve çalışmak üzere 4 aylığına Amerika’ya gittiğim günden beri şansım yurt dışında yaşamaktan yana açıldı… Devamını Oku

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir