2 günde Berlin turu: Gün 1

berlin gezi rehberi
  • 13
    Shares

Geçtiğimiz Kasım ayında bir son dakika kararı alarak Madrid’ten İstanbul’a dönmekten vazgeçip yeni bir bilet alarak Berlin’e gittim. İstanbul’dan taşınma kararı aldığımız ve Avrupa’nın neresinde yaşayabiliriz sorusuna cevap aradığımız o dönemde Almanya’nın başkenti Berlin bir alternatif olabilir mi diye düşünüyorduk. Sonuç olarak gittim, gördüm, gezdim, sevdim ama gidip yaşayacak kadar değil. Hazırlıksız gitmiş olsam da güzel gezdim ve paylaşmaya değer dolu dolu 2 gün geçirdim, onları da burada anlatacağım.

Havalimanı ve otele gidiş

Berlin Tegel Havalimanı’na indik, valizimi beklerken fark ettim ki her yerde Türkçe uyarı levhaları, açıklamalar var ve Türkçe anons yapılıyor. Türk nüfusunun yoğunluğu düşünülürse gayet normal ama beklemiyordum, haliyle şaşırdım.  Valizimi aldım, dışarı çıktım ve başladım düşünmeye: ‘Otele nasıl gideceğim? Otobüsler nereden kalkıyor?’ Elimde kocaman valiz, şaşkın şaşkın etrafıma bakmam dikkatini çekmiş olacak ki sonradan Arjantinli olduğunu öğrendiğim her yerinde dövmeler olan bir adam bana ‘Bir şeye mi ihtiyacınız var?’ diye sordu. Kendisi sık sık iş için Berlin’e gelirmiş, Alman arkadaşı onu almak için yoldaymış, onlar da benim binmem gereken otobüse bineceklermiş, otobüse kadar valizimi taşımama yardım edermiş. Ay dedim yaşadık! O esnada arkadaşı geldi, yüzü gözü dövme içinde bir kız. Onda da fazladan otobüs bileti varmış, ne kadar parasını vermek istediysem de kabul etmedi, hep beraber otobüse bindik. Onlar benden önce indiler ama sayelerinde Berlin seyahatim güzel başladı.

Otel

2 gecesi için ortak banyolu odasına 90 Euro ödediğim Arte Luise Kunsthotel‘e vardım. Kocaman bir yapı, odam 4. katta ve asansörleri bozukmuş. Valizimi lobide bıraktım ve merdivenlerden odanın yolunu tuttum, arkamdan valizimi getirdiler. Tüm odaları farklı şekilde dizayn edilmiş olan otel fiyat/performans açısından gayet iyiydi. Bu arada lokasyon olarak da Brandenburg Kapısı ve Reichstag Binası‘na 10 dakikalık yürüme mesafesindeymiş ama ben plansız programsız gittiğim için bunu son günümde çoktan acayip saçma bir planla tüm şehri gezdikten sonra fark ettim. Burada kalınıyorsa eğer önce Brandenburg Kapısı ve Reichstag Binası‘na yürümek, oradan başka yerlere geçmek lazım. Ben tam tersini yaptım, bir de oradan Alexander Platza geri yürüyerek bayağı bir zaman kaybettim.

İlk akşamın maceraları

Christmas zamanına denk geldiğim için ilk olarak şehir merkezi Alexander Platz‘da kurulan Christmas Market’e yürüdüm. Bir şehirde ilk defa bulunuyorsam eğer yürüyerek keşfetmeye bayılıyorum, o yüzden mümkün mertebe yürüyorum. Işıl ışıl, hareketli bir şehir Berlin, geçmişin acılarına inat bugünlerde gününü gün ediyor sanki.

Alexander Platz’a varıyorum, Christmas Market kurulmuş ama henüz açılmamış. Öyle olunca hep adını duyduğum, gece kulüplerinin bulunduğu Warschauer Strasse’ye gitmeye karar veriyorum. Oraya gidebilmek için metroya binmem lazım ama ‘metro nerede? nasıl bilet alacağım?’ gibi sorulara cevap bulmam gerekiyor. Bir şekilde metroyu buluyorum.

Metroda bilet alma kısmı benim için hala gizemini koruyor. Nasıl olsa kullanırım diye birden fazla bilet aldım, ortada bir damga makinesi var, orada aldığım bütün biletleri damgaladım. Sonradan öğrendim ki binerken, bindiğin durağı işaretlemek için kullanacağın bileti damgalaman gerekiyormuş. Neyse ki bilet kontrolüne denk gelip de ceza yemedim. 

Cumartesi akşamı olduğu için o kadar hareketliydi diye tahmin ediyorum, metro ellerinde içkileriyle sohbet eden gençler ile doluydu. Neredeyse metro bar gibi bir atmosfer içerisinde Warschauer Strasse‘ye vardık. Kulüplerin olduğu yere yürüyene kadar adım başı siyahi biri durdurup, uyuşturucu satmaya çalıştı. 

Tek başıma gittiğim için içeri girmeye hiç niyetlenmedim ancak konsepti ve sabaha kadar süren partilerin şanını daha önceden bildiğim için dışarıdan görmek de yetti. 

*

Mekanların tamamını dışarıdan görüp, fotoğraf çektikten sonra Türk nüfusunun yoğun olduğu ve ‘Klein Istanbul’ yani ‘Küçük İstanbul’ olarak anılan Kreuzberg‘e gitmek üzere yola koyuldum. 

Türkçe Kreuzberg Merkezi yazan tabela, Öz Trabzon Balıkçısı, Kuaför Muhittin, Gökkuşağı Yayınevi, Hasır Kebap, pastaneler, pastanelerin önünde çekirdek çitleyip ince belli bardaktan çay içenler, pazar arabasıyla yürüyen teyze ve nargilecileri gördükten sonra girip bir yere oturmaya karar verdim.

Hem yol yorgunluğu, hem saatlerdir yürüyor olmanın verdiği yorgunlukla kendimi içinde pöfür pöfür sigara içilen barlardan birine attım ve bir bira söyledim. Yanımda oturan adam Suriyelilerin vatandaşlık işlemlerine, iş bulmalarına falan yardım eden bir şirkette çalışıyormuş, onun hikayesini dinleyip, biraz dinlendikten sonra kalktım ve uyumak ve turistik yerleri gezeceğim ertesi güne hazırlanmak üzere otele geri döndüm.

Kaldığım Arte Luise Kunsthotel’in bahçesi gündüz böyle görünüyor bu arada:

Devamı için: 2 günde Berlin turu: Gün 2

Ben Nil. 1990 İstanbul doğumluyum. Marmara İletişim’de okuduğum 2013 yılında Work and Travel programıyla yaşamak ve çalışmak üzere 4 aylığına Amerika’ya gittiğim günden beri şansım yurt dışında yaşamaktan yana açıldı… Devamını Oku

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir