Berlin Gezi Notları-Berlin Gezilecek Yerler

berlin gezi rehberi

Geçtiğimiz Kasım ayında bir son dakika kararı alarak Madrid’ten İstanbul’a dönmekten vazgeçip yeni bir bilet alarak Berlin’e gittim. İstanbul’dan taşınma kararı aldığımız ve Avrupa’nın neresinde yaşayabiliriz sorusuna cevap aradığımız o dönemde Almanya’nın başkenti Berlin bir alternatif olabilir mi diye düşünüyorduk. Sonuç olarak gittim, gördüm, gezdim, sevdim ama gidip yaşayacak kadar değil. Hazırlıksız gitmiş olsam da güzel gezdim ve paylaşmaya değer dolu dolu 2 gün geçirdim, onları da burada anlatacağım.

Tegel Havalimanı’ndan Otele Gidiş

Berlin Tegel Havalimanı’na indik, valizimi beklerken fark ettim ki her yerde Türkçe uyarı levhaları, açıklamalar var ve Türkçe anons yapılıyor. Türk nüfusunun yoğunluğu düşünülürse gayet normal ama beklemiyordum, haliyle şaşırdım.  Valizimi aldım, dışarı çıktım ve başladım düşünmeye: ‘Otele nasıl gideceğim? Otobüsler nereden kalkıyor?’ Elimde kocaman valiz, şaşkın şaşkın etrafıma bakmam dikkatini çekmiş olacak ki sonradan Arjantinli olduğunu öğrendiğim her yerinde dövmeler olan bir adam bana ‘Bir şeye mi ihtiyacınız var?’ diye sordu. Kendisi sık sık iş için Berlin’e gelirmiş, Alman arkadaşı onu almak için yoldaymış, onlar da benim binmem gereken otobüse bineceklermiş, otobüse kadar valizimi taşımama yardım edermiş. Ay dedim yaşadık! O esnada arkadaşı geldi, yüzü gözü dövme içinde bir kız. Onda da fazladan otobüs bileti varmış, ne kadar parasını vermek istediysem de kabul etmedi, hep beraber otobüse bindik. Onlar benden önce indiler ama sayelerinde Berlin seyahatim güzel başladı.

Arte Luise Kunsthotel

2 gecesi için ortak banyolu odasına 90 Euro ödediğim Arte Luise Kunsthotel‘e vardım. Kocaman bir yapı, odam 4. katta ve asansörleri bozukmuş. Valizimi lobide bıraktım ve merdivenlerden odanın yolunu tuttum, arkamdan valizimi getirdiler. Tüm odaları farklı şekilde dizayn edilmiş olan otel fiyat/performans açısından gayet iyiydi. Bu arada lokasyon olarak da Brandenburg Kapısı ve Reichstag Binası‘na 10 dakikalık yürüme mesafesindeymiş ama ben plansız programsız gittiğim için bunu son günümde çoktan acayip saçma bir planla tüm şehri gezdikten sonra fark ettim. Burada kalınıyorsa eğer önce Brandenburg Kapısı ve Reichstag Binası‘na yürümek, oradan başka yerlere geçmek lazım. Ben tam tersini yaptım, bir de oradan Alexander Platza geri yürüyerek bayağı bir zaman kaybettim.

Ayağımın Tozuyla Kendimi Berlin Sokaklarına Attım

Christmas zamanına denk geldiğim için ilk olarak şehir merkezi Alexander Platz‘da kurulan Christmas Market’e yürüdüm. Bir şehirde ilk defa bulunuyorsam eğer yürüyerek keşfetmeye bayılıyorum, o yüzden mümkün mertebe yürüyorum. Işıl ışıl, hareketli bir şehir Berlin, geçmişin acılarına inat bugünlerde gününü gün ediyor sanki.

Alexander Platz’a varıyorum, Christmas Market kurulmuş ama henüz açılmamış. Öyle olunca hep adını duyduğum, gece kulüplerinin bulunduğu Warschauer Strasseye gitmeye karar veriyorum. Oraya gidebilmek için metroya binmem lazım ama ‘metro nerede? nasıl bilet alacağım?’ gibi sorulara cevap bulmam gerekiyor. Bir şekilde metroyu buluyorum.

This image has an empty alt attribute; its file name is 20161119_210124-e1504649360540-576x1024.jpg

Metroda bilet alma kısmı benim için hala gizemini koruyor. Nasıl olsa kullanırım diye birden fazla bilet aldım, ortada bir damga makinesi var, orada aldığım bütün biletleri damgaladım. Sonradan öğrendim ki binerken, bindiğin durağı işaretlemek için kullanacağın bileti damgalaman gerekiyormuş. Neyse ki bilet kontrolüne denk gelip de ceza yemedim. 

Berlin’de Gece Hayatı

Cumartesi akşamı olduğu için o kadar hareketliydi diye tahmin ediyorum, metro ellerinde içkileriyle sohbet eden gençler ile doluydu. Neredeyse metro bar gibi bir atmosfer içerisinde Warschauer Strasse‘ye vardık. Kulüplerin olduğu yere yürüyene kadar adım başı siyahi biri durdurup, uyuşturucu satmaya çalıştı. Tek başıma gittiğim için içeri girmeye hiç niyetlenmedim ancak konsepti ve sabaha kadar süren partilerin şanını daha önceden bildiğim için dışarıdan görmek de yetti. 

Mekanların tamamını dışarıdan görüp, fotoğraf çektikten sonra Türk nüfusunun yoğun olduğu ve ‘Klein Istanbul’ yani ‘Küçük İstanbul’ olarak anılan Kreuzberg‘e gitmek üzere yola koyuldum. 

Türkçe Kreuzberg Merkezi yazan tabela, Öz Trabzon Balıkçısı, Kuaför Muhittin, Gökkuşağı Yayınevi, Hasır Kebap, pastaneler, pastanelerin önünde çekirdek çitleyip ince belli bardaktan çay içenler, pazar arabasıyla yürüyen teyze ve nargilecileri gördükten sonra girip bir yere oturmaya karar verdim.

This image has an empty alt attribute; its file name is 20161119_224416-e1504651481843-576x1024.jpg

Hem yol yorgunluğu, hem saatlerdir yürüyor olmanın verdiği yorgunlukla kendimi içinde pöfür pöfür sigara içilen barlardan birine attım ve bir bira söyledim. Yanımda oturan adam Suriyelilerin vatandaşlık işlemlerine, iş bulmalarına falan yardım eden bir şirkette çalışıyormuş, onun hikayesini dinleyip, biraz dinlendikten sonra kalktım ve uyumak ve turistik yerleri gezeceğim ertesi güne hazırlanmak üzere otele geri döndüm.

Berlin gezisinin 2. gününde erkenden kalktım ve her adımında 2. dünya savaşının izlerini taşıyan şehrin tarihi yerlerini görmek üzere yola çıktım. Soğuğa aldırmadan taze havanın tadını çıkararak ilk hedefim olan Berlin Duvarı Anıtı’na doğru yürümeye başladım. Hadi gelin beraber Berlin’de tarihi bir tura çıkalım:

Berlin Duvarı

2. Dünya savaşını kaybeden Almanya’nın batıda Amerika ve doğuda Sovyet kontrolü altına alınmasının ardından, Doğu Almanya hükümetinin Batı Berlin’i 46 kilometrelik bir duvar ile ablukaya alarak doğudakilerin batıya geçmesini engellemesi yakın tarihin en acımasız kararlarından biri. 12-13 Ağustos 1961 tarihinde yalnızca bir gecede tel örgüler çekilerek kapatılan geçişler daha sonra yerine Utanç Duvarı (Schandmauer)  da olarak anılan betondan Berlin Duvarı’nın örülmesiyle, insanları ailelerinden, sevdiklerinden, geçmişlerinden ve geleceklerinden koparmış. Doğu Berlin tarafında duvar yakınlarına mayınlar döşenmiş ve gözetleme kuleleri kurulmuş. Buna rağmen 5000’e yakın kişi tüneller kazarak kaçmayı başarmış, 200’e yakın kişi ise kaçmaya çalışırken öldürülmüş. Bu dram 1989’da duvarın yıkılma kararının alınmasına kadar sürmüş ve duvarın yalnızca kalıntıları bile çekilen acıları hissetmeye yetiyor. 

MauerPark

Berlin Duvarı Anıtı’nı gördükten sonra Berlin’de yaşayan bir arkadaşımın tavsiyesi üzerine anıta 20 dakikalık yürüme mesafesinde bulunan ve Cumartesi günleri bit pazarı kurulan, müzisyenler, dansçılar ve açık hava büfeleri ile capcanlı olan MauerPark’a doğru yürümeye başladım. 

Oldukça kalabalık olan parka şöyle bir göz attıktan sonra ise hemen parkın karşısında bulunan meşhur kahveci Bonanza Coffee Heroes‘a giderek sıraya girdim. Bir 10 dakika kadar sipariş vermek için, 15 dakika kadar da kahve için bekledikten sonra mis gibi kahveye ulaştım. Meraklısının gidip denemesini hatta özel kahvelerden alıp, eve götürmesini tavsiye ederim.

Reichstag Binası

Almanya Meclisi’nin bulunduğu görkemli yapının tarihi önemi, Adolf Hitler’in önünü açan ve politika biliminin kilometre taşlarından biri olarak anılan Reichstag Yangını. Hollandalı bir inşaat işçisi olan Marinus van der Lubbe kundaklamayı tek başına üstlenmiş ve komunist olduğunu beyan etmiş. Bunun üzerine ise Adolf Hitler Komunist ve Sosyal Demokratları suçlayarak olayı Komunistlerin ülkeyi ele geçirme girişimi olarak lanse etmiş ve ardından çıkarılan kararname ile binlerce insanın yakalanarak tutuklanmasının önü açılmış. Olay tüm şahsi düşmanlarını, işine gelmeyen insanları tutuklatan Hitler’in diktatörlüğünün başlangıcı ve Nazi Almanyası’nın ilk büyük kıyımı olarak tarihe geçmiş. 

Yangından sonra onarılan ve restore edilen bina 1999 yılının Nisan ayında tekrar meclis binası olarak kullanıma açılmış:

Binanın içine de girmek mümkün ancak ben fazla zamanım olmadığı için o kısmı pas geçtim:

Brandenburg Kapısı

Berlin’in en bilinen sembollerinden biri olan ve 1791 yılında kraliyet ailesinin geçişi için açılan ve güçlü bir tarihi olan kapı Naziler tarafından bir simge haline getirilmiş, 2. dünya savaşı sırasında hava saldırıları ve topçu ateşleri sebebiyle tahrip olmuş ve Berlin Duvarı ile birlikte de her iki taraf tarafından kullanılamaz hale gelmiş. 1989 yılında duvarın yıkılmasıyla beraber tekrar geçişe açılan kapı o zamandan beri yeniden birleşmenin sembolü haline gelmiş. Tarihi öneminin yanında toplantıların ve yılbaşı kutlaması gibi etkinliklerin de yapıldığı, şehrin en popüler meydanı burası.

Katledilen Avrupalı Yahudiler Anıtı (Berlin Holokost Anıtı)

Yahudi soykırımının insanların hafızasından silinmemesi amacıyla mimar Peter Eisenman tarafından tasarlanan ve Berlin’in göbeğinde bulunan anıt 1900 m2’lik bir alanda, çoğu insan boyunda olan 2711 beton bloktan oluşuyor. Eisenman  görenlerin kafasını karıştıracak ve rahatsız edecek bir tasarım olmasını istemiş ve başarmış da. Beton yığınının anlamsızlığının içerisinde kaybolurken insan ve acımasızlığını, yaşanan acıları düşünmemek elde değil.

Potsdamer Platz

Berlin’in bir başka önemli noktası da burası. 2. Dünya savaşı öncesi dünyanın en hareketli meydanlarından biriyken savaş ile beraber tahrip edilmiş, Berlin Duvarı’nın yapılmasıyla beraber iki taraf için de kullanılamaz hale gelmiş, duvar yıkıldıktan sonra da dünyanın en büyük kenstsel projesi adı altında modern mimariye uygun olarak tekrar inşa edilmiş. Sony Center ve devasa alışveriş merkezi Arkaden burada bulunuyor. Ben yalnızca şöyle bir dolandım ve alışveriş merkezinin avlusunda bulunan Starbucks’ta oturup kahve içtim.

Buz gibi havada yarı donarak ve yalnızca yürüyerek Berlin’deki tarihi turumu tamamladım. Sonrasında ise önce yol üzerinde görüp gözüme kestirdiğim Amerikan restoranı Fabulous Route 66 50’s diner‘a giderek kocaman bir hamburger sipariş ettim. Fiyatlar uygun, lezzet standart, porsiyonlar büyük. Restoran rahat rahat oturup bir şeyler yemek ve dinlenmek için ideal. Ben sevdim, Berlin’e gidecek olanlara da eğer çok özel bir yer aramıyorlarsa tavsiye ederim.

Yemeği Amerikan restoranında yiyince otele dönmeden lokal barlardan birine uğramak istedim ve yol üzerindeki barlardan birine girdim, onun da sahibi Türk çıktı. Biraz oturduktan sonra otele dönmek için yoldan taksi çevirdim, taksi şoförü de Türk çıktı, Türklerle sohbet ede ede günü bitirdim. 

Son gün ve dönüş

Uçağımın akşamüzeri olmasını fırsat bilerek Pazar sabahı erkenden kalkıp önce ucuz olduğunu duyduğum Rossman’a, oradan da Alexanderplatz’da bulunan Primark’a giderek alışveriş yaptım. Alışverişe merakı olmayan bir insan olarak Berlin’e gidene kadar Primark diye bir oluşumdan haberim bile yoktu. Berlin’de neler yapılır diye araştırırken bir kaç yerde Primark’ı görünce gidip görmek istedim. Bayağı düşük bir bütçeyle dolabımdaki eksikleri tamamlayıp çıktım. O zaman bu zamandır da arada uğruyorum, Avrupa’nın bir çok şehrinde şubeleri var şu an, gidip bir bakmakta fayda var. 

2 günlük Berlin gezim yürüyerek, yer yer soğuktan donarak, yakın tarihte üzerinde yaşananların gerçekliğinin verdiği garip bir hisle şehri keşfederek geçti ve alışveriş ile son buldu. Ben oldukça güzel zaman geçirdim ve 2 günde dolu dolu gezebildim. Her ne kadar yaşamak isteyebileceğim bir şehir olmadığına karar vermiş olsam da tekrar gitmek ve bu defa yalnızca şehrin keyfini çıkarmak isterim, çünkü Berlin güzel, hareketli ve ucuz bir şehir.

Bizi sosyal medya üzerinden takip edebilirsin!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir