California’da yaşam: Eylül Taşkın

amerikada yaşam
  • 7
    Shares

Merhaba, bana kendinizden bahsedebilir misiniz?
-Merhabalar ben Eylül Taşkın. 17.09.1989 Eskişehir doğumluyum. İzmir Ege Üniversitesinde Kimya eğitimimi tamamladıktan sonra kariyer değişikliğine gittim, Amerika’da UC Berkeley Üniversitesi’ne kabul edildim ve bu serüvenim başladı. Şimdi ise bir Metadata şirketinde ürün yönetimi departmanında çalışıyorum, evliyim ve bir kedi annesiyim.

Şu anda hangi ülkede yaşıyorsunuz? Ne zamandır oradasınız? Yurt dışına taşınmaya nasıl karar verdiniz?
-Şu an Amerika’nın Kaliforniya eyaletinde, Berkeley’de yaşıyorum. Yurtdışına taşınmaya kabuğuma sığamamaktan ötürü karar verdim. Bizim gibileri özetleyen çok güzel bir Abraham Twerski hikayesi vardır, ıstakozlar nasıl büyür onu anlatır. Hikayeye göre ıstakozların kabukları zamanla ve kendileri ile birlikte büyüyemiyor ancak bu süreçte ıstakoz büyümeye devam ettiği icin bir süre sonra içinde yaşadığı kabuğu ıstakoza dar gelmeye ve bunaltıp ıstakozu sıkmaya başlıyor. Bu aşamada kendini yoğun baskı ve stres altında hisseden ıstakoz bir kaya dibine çekilerek kabuğunu kırmak için kendini kayalara çarpmak gibi amansız bir mücadele veriyor. Uzun çabalar sonrası ise kabuğunu kırıyor. Kısacası ıstakozlar kabuklarının varlığını inkâr etmek yerine kabuklarından çıkmak için uygun ortam yaratıyorlar. Benim hikayem de biraz buna benziyor. Eskişehir’de doğdum; yaşadığım yer küçük geldi, İzmir’de üniversite eğitimimi tamamladım. Okul bitince ise artik İzmir kabuğuma sığamadım her şeyi bıraktım İstanbul’a yerleştim. Bir süre sonra İstanbul da yetmemeye başladı şimdi buradayım. Ailem “bir sonraki destinasyonun Mars mı?” diye soruyor.

*Eğer okul, staj ya da proje için gittiyseniz: yurt dışında yaşamaya devam etmek istiyor musunuz?İstiyorsanız şu anda bulunduğunuz ülkede mi yoksa başka bir ülkede mi yaşamayı tercih edersiniz?

-Ben okuldan kabul alarak gelmeyi seçtim. Yurtdışına yerleşme planlarımı uzun vadeli ve sağlam adımlar atarak yapmak istiyordum. İlk kararımı verdim ve 1 sene kadar farklı ülkelerde nitelikli işlere başvurduktan sonra mühendis olmayan birinin calışma vizesiz yurtdışında iş bulmasının o kadar da kolay olmadığı gerceğiyle yüzyüze geldim. Daha sonraki süreç kendimi kayalara vurma süreci, okul başvuruları, yeterlilik sınavları, referans mektupları…

Tercihimi Amerika’dan yana kullanmamda 2 büyük etken vardı. Birincisi daha öncesinde 2013 senesinde Work & Travel programı ile Kalifornia’ya gelme ve bu bölgeyi gezip görme firsatı bulmuştum. San Francisco,  Amerika’nın İstanbul’a en çok benzeyen şehri bana göre. Start-up ve teknoloji dunyasına yakın oluşu, düşük işsizlik oranları ise benim tercihimde en büyük etkendi. Buraya 2013 senesinde ilk geldiğimde farkettiğim ilk şey San Francisco’nun liberal kimliği ve kültür çeşitliliği oldu. Burada yaşayan neredeyse herkes başka kültürlerden olduğu için kimsenin kimseye ırkçılık yapmadığını farketmek çok vaktimi almadı.

İkinci etken ise şimdilerde eşimin, o zamanlarki erkek arkadaşımın Amerikalı oluşuydu. Ancak kendisi o dönem Washington Eyaletinde yaşıyordu ve ne yaptığımızı biz de bilmiyorduk açıkçası, sadece birbirimizden vazgeçemiyorduk. ilişkide tünelin bir sonu yok gibiydi. Ben Kaliforniya’da okul bakma planlarımdan bahsedince farklı eyaletlerde de olsak 8000 km’den iyidir diye düşündük. Bir süre sonra erkek arkadaşım da benim başvurduğum okullar bölgesinde iş bakmaya başladı ve benim kabulümden kısa süre sonra o da bu bölgede iş buldu.

Su an yaşadığım yerde en az 5 sene daha kalmaya kararlıyım. Daha sonrasında belki ülke değil ama eyelet değiştirebilirim.

Yurt dışına taşınmadan önce nasıl bir hayatınız vardı? Nerede yaşıyordunuz, işinizden (ya da okulunuzdan) ve sosyal hayatınızdan memnun muydunuz?
-Yurtdışına taşınmadan önce bir yandan tam zamanlı çalışıyor bir yandan da master yapıyordum. Trafikte vakit kaybetmekten hoşlanmadığım için işimi özellikle okulumla aynı bölgede seçmiştim. İstanbul’daki hayatım dolu ancak monoton geçiyordu, içimde sürekli bir her şeyi bırakıp gitme, kendime biçtiğim hayattan tatmin olamama hissi vardı. Bir şeyleri değiştirmem gerektiğine inanıyordum ve nereden başlayacağımı bilemiyordum. İşimi seviyordum ancak gördüğüm bazı şeyleri denesem de değiştirememek, iş hayatındaki o hiyerarşi ve bürokrasi altında ezilmek stresle de birleşip sağlığımı olumsuz etkilemeye baslamıştı. Yavaş yavaş delirdim kimse anlamadı kısacası, bir akşam yemeğinde aileme ben Amerika’ya gidiyorum dedim, inanmadılar ve gittim.

Yurt dışına taşınmadan önce de sık sık diğer ülkelere seyahat eder miydiniz?
-Evet. İlk yurtdışı seyahatim Polonya ile lise dönemimde başladı. O zamanlar da kabuğuma sığamıyordum burada gördüğümden, bana ögretilenden daha fazlası var; öğrenmek, bilmek, görmek, deneyimlemek istiyorum diyerek lise döneminde yurtdışı değişim programları araştırmaya başladım. Buldum, başvurdum, sınavlara girdim ve bir şekilde kabul edildim. Ondan sonrasında ise kendime her yaz farklı bir ülkeye gitme sözü verdim ve bu sözüme sadık kaldım.

Yurt dışına taşınma sürecinde neler yaşadınız? Zorlandığınız noktalar oldu mu?
-Yurtdışına taşınma sürecim bir anda değil uzun uzun araştırmaların sonucunda oldu. Gitmek istiyordum ama nereye gideceğim hakkında en ufak bir fikrim yoktu. Elimde yeteri kadar iş deneyimi de yoktu. Gitmeye karar verdiğimde sadece 3 yıllık iş tecrübesine sahiptim. Önce gideceğim ülkeye karar verdim ve bu kararı vermeden önce çeşitli kriterler koydum. Okul, iş bulma imkanım, işsizlik oranları, ırkçılık düzeyi, yaşam kalitesi hepsi önemli kriterlerdi. Bol bol okudum, gidenlerden bilgi aldım, nasıl gittiler, neden gittiler, ne şekilde gittiler. Bu blog o açıdan gelecek arkadaşlar için çok yararlı, keşke benim de 2 sene önce elimde böyle bir kaynak olsaydı diyorum.

En zorlandığım kısım ise hangi yolla gideceğime karar vermek oldu. Karar verdikten sonra atacağın adımları biliyorsun çünkü. 1 senelik bir iş arama macerasından sonra bunun iş yordamıyla olmayacağını anlayınca o tempo içerisinde bir de oturup sınavlara hazırlanmaya başladım. Kabul alma kısmı oldukça zor oldu çünkü kaliteli bir okulda okumak istiyordum ve üniversitede ortalamam çok da sağlam değildi. Uğraştım, mailler attım, bizzat gidip hocalarla görüştüm, önceki projelerimi gösterdim derken bir şekilde kabulümü aldım hatta şimdi mezun oldum, çalışıyorum.Şu an yaşadığınız ülkenin pozitif tarafları ve orada yaşıyor olmanın avantajları neler?
-O kadar çok pozitif tarafını gözlemliyorum ki saymakla bitmez. En önemlisi insanların iletişimi. Buradaki insanlar arasında direkt ve temiz bir iletişim söz konusu. Herkes hayat kalitesi açısından belirli bir seviyede olduğu için kıskançlık, psikolojik savaşlar, dramalar pek görmedim. İnsanlar gün içerisinde, kendi hayatlarında ne tür bir drama olursa olsun bunu diğer insanlara yansıtmıyorlar ve genel olarak birbirlerine karşı oldukça güler yüzlü ve yardımcılar.

Diğer konu ise networking. İnsanlar yeni işlerini yarattıkları network sayesinde buluyorlar. Herkes birbirini kolluyor ve networking San Francisco’da en büyük currency (değer). İş yapış şekillerimiz ve şirket kültürleri ise tamamen farklı. Türkiye’de hiyerarşi ön planda iken burada fikirler ön planda. İstersen yeni stajyer ol istersen CEO, herkesin fikirleri ortak derecede değer görüyor ve destekleniyor. Bu konu tek başına ayrı bir blog konusu bile olabilir.

Bir diğer konu Dolar ile para kazanıyor olmak. Her ne kadar benim yaşadığım yerde vergiler boğazımıza kadar dayanmış olsa da kenara koyduğum her Dolar bana yeni bir seyahat olarak geri donebiliyor.

Yurt dışında yaşamanın zorlukları neler? Yaşadığınız ülkede size uymayan, sevmediğiniz şeyler var mı?
-Yurtdışında yaşamanın tek zorluğu benim için Türkiye ile aramızdaki zaman farkı. Ailemle ancak ya onların çok erken sabah saatinde ya da gecesinde görüşebiliyoruz, onun dışında ülke ve yaşam ile ilgili henüz hoş olmayan bir durum ile karşılaşmadım.

Şu anda yaşadığınız ülkede Türk olduğunuz için size farklı davranıldığını hissettiğiniz oluyor mu? Sosyal hayatınızdan memnun musunuz?
-Gelmeden önce ırkçılıkla ilgili o kadar çok şey duydum ve okudum ki neredeyse vazgeçiyordum. Yurtdışında gezmek ve yaşamak çok farklı iki olgu çünkü. Buraya geldiğimde farkettim ki biz insan olarak kendimizi iyi yetiştirip çevremizi güzel insanlarla sarıp, kolaycılığı bırakıp, insanlara almak değil paylaşmak odaklı yaklaşırsak kapılar sonuna kadar açılıyor. İnsanlik aslında siyasetin üzerinde ve bize korkulardan duvar örmek öğretiliyor. Kendi ülkesinde de birinci sınıf vatandaş gibi hissetmiyor ki insan başka ülkede öyle hissetsin. Başka ülkelerde durum farklıdır muhakkak ben burası için konuşuyorum.

Türkiye’ye dair en çok neleri özlüyorsunuz?
-Çok komik olacak belki ama ailem dışında tek özlediğim şey simit olabilir. Burada bir çok Türk marketi mevcut, aradığım çoğu şeye ulaşmam mümkun oluyor.

Türkiyeyi ne sıklıkla ziyaret ediyorsunuz? Ziyaretlerinizde en çok nerelere gitmeyi tercih ediyorsunuz?
-Türkiye’ye senede bir defa ailemle görüşmek için geliyorum. Ailem de gezmeyi sevdiği için bu buluşmalar farklı şehirlerde olabiliyor. İstanbul, İzmir, Eskişehir, Aydın, Marmaris, Fethiye en çok gittiğimiz yerler arasında.

Şu anda yaşadığınız ülkeyi ve Türkiyeyi birer cümle ile anlatmanızı istesek nasıl tanımlardınız?
-Amerika: İşi yapmayı bilmeyen ama yapan birilerini tanıyanların ülkesi.

Türkiye: Üstü başı paslı, dünya güzeli, duygusal, zeki ama calışmayan sokak çocuğu.

Yurt dışında başınıza gelen en ilginç/komik olay neydi?
-Çalıştığım firma bize sınırsız meyve ve atıştırmalık getiriyor. Çogu şirket yapıyor bunu zaten yeni bir şey değil. Ben de her gün işten çıkarken muz ve atıştırmalık alıp evimin az ilerisindeki yerde yatan evsizlere götürüyorum. 1 ay önce akşam evime dönerken adamın teki hışımla bana doğru yürüyerek bir şeyler söylemeye başladı. Telefondaydım ve o anda ne olduğunu anlayamadım. Arkamı döndüğümde evsizlerin bir olup adamı kovaladığını ve o kızdan uzak dur dediğini duydum. Her geçtiğimde ya şarkı söylerler ya da iyi günler, iyi işler dilerler. Biliyorum bir gün iyilik kazanacak.

Son olarak yurt dışına taşınmak isteyenlere ve özellikle sizin yaşadığınız ülkeye yerleşmek isteyeceklere tavsiyeleriniz nelerdir?
-Öncelikle gidecekleri ülkeyi iyi araştırsınlar. Kültürü, insanı, etiği, yemeği… Teknoloji çağında yaşıyoruz ve birbirimize bir uygulama kadar uzağız. Meetup gibi pek çok güzel platformlar var ya da Facebook’ta her durum ve ilgi alanına yönelik gruplar. O gruplara üye olup gitmiş olan insanlarla irtibata geçebilirler. Daha önce insanlara yazıp olumlu veya olumsuz bir dönüş bile alamamış olabilirler, cevap vermeyenler belki çıkabilir ancak fırsatın, fikrin de nereden geleceği hiç belli olmaz.

Bir diğer tavsiyem ise gelmeden önce gideceğiniz yeri araştırın, ögrenin ancak varsaymayın. Herkesin hikayesi farklı, seninle ayni niteliklere sahip diye o kişiyle aynı deneyimleri yaşayacak değilsin, bunu unutmasınlar. Hızlı adaptasyon en önemli tavsiyeydi benim için. Ama başkası için bu networking olabilir. Kendi isteklerinizi bilip ona göre hedefinizi belirleyin ve asla vazgeçmeyin.

•Eylül’ün Berkeley’deki hayatını yakından görmek için sosyal medya üzerinden takip etmek isterseniz buraya tıklayarak Instagram hesabına ulaşabilirsiniz.

Ben Nil. 1990 İstanbul doğumluyum. Marmara İletişim’de okuduğum 2013 yılında Work and Travel programıyla yaşamak ve çalışmak üzere 4 aylığına Amerika’ya gittiğim günden beri şansım yurt dışında yaşamaktan yana açıldı… Devamını Oku

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir