Röportaj: Yurt dışına taşınmak ve Almanya’da yaşamak üzerine

Weimarda yaşam

Uğur benim liseden arkadaşım. Hani gördüğünüzde, tanıştığınızda kayıtsız kalamayacağınız, derinliği, hayat görüşü olan, konuşup-paylaşmanın keyif verdiği insanlar vardır, Uğur o özel karakterlerden biri. Gerçek hayatta dinleme fırsatına eriştiğim ilk bas sesin sahibi. Kişiliği ve fikirleri iyilikle yoğrulmuş, Türkiye’de yetişmiş ve yine Türkiye’yi yurt dışında temsil eden, sessiz sedasız, duysak göğsümüzü kabartacak performanslar sergileyen ülkenin özel yeteneklerinden bir tanesi. Kendisine yurt dışında yaşam deneyimlerini, düşüncelerini ve Almanya’daki hayatını bizlerle paylaştığı için teşekkür ediyorum.

Merhaba, bize kendinden bahsedebilir misin?

-Merhaba ben Uğur Okay. İstanbul doğumluyum. 29 yaşındayım ve opera sanatçısıyım.

Şu anda nerede yaşıyorsun? Ne zamandır oradasın? Yurt dışına taşınmaya karar verme sürecinden bahsedebilir misin?

-Şu anda Almanya’nın Weimar şehrinde yaşıyorum ancak işim Gera şehrinde, Weimar’a 55 km mesafede. İki şehir de Thüringen bölgesinde. Şu anda bir buçuk yıldır burdayım. Yurt dışına taşınma kararım hep bir fikir olarak bulunsa dahi biraz da fırsatlarla gelişti diyebilirim. Almanya’da yüksek lisans eğitimi görmek üzere buradan bir burs elde ettim ve hem eğitimimden, işimden hem de kişisel sebeplerimden ötürü bu fırsatı kaçırmamam gerektiğini düşündüm.

Yurt dışında yaşamaya devam etmek istiyor musun? İstiyorsan eğer Almanya’da yaşamaya devam etmeyi mi yoksa başka bir ülkede mi yaşamayı tercih edersin?

-Aslında şu anda bunun net bir cevabı yok. Bir tarafım burada yaşamaya devam etmek istediğini söylerken diğer yanım bir gün dönersin diyor. Ancak yakın gelecekte Almanya’dayım diyebilirim. Almanya bana göre çoğu açıdan Avrupa’nın kalbi. Hem sanatsal ve kültürel açıdan hem de ideolojik açıdan. Ancak sanırım Almanya’nın daha büyük bir şehrinde yaşamayı tercih ederim. Weimar önemli bir kültür kenti… Goethe, Schiller, Franz Lizst gibi isimlere mekan olmuş. Ama sosyal olarak büyük şehir hayatıyla doğup büyümüş biri için bir süre sonra küçük kalmaya başlayabilir. Hele İstanbul, Kadıköy’de doğup büyüyünce Weimar’da bir kış geçirmek kolay değil. Fazla sakinliğe, sokakların bomboş olmasına, akşamları yürürken binalara baktığınızda ışığı açık odaların sayısının bizdekinden epey az olmasına alışmanız epey zaman alıyor.

Yurt dışına taşınmadan önce nasıl bir hayatın vardı? Nerede yaşıyordun, işinden, okulundan, sosyal hayatından memnun muydun?

-Yurt dışına taşınmadan önce İstanbul, Kadıköy’de yaşıyordum. İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nda Opera Lisans öğrencisiydim. Okulumdan oldukça memnundum ancak mezun olduktan sonra iş bulmanın zorluğu her zaman bir endişeydi. Sosyal hayatımdan da oldukça memnundum. Zaten Kadıköy’de, doğup büyüdüğüm yerde Üniversite okudum.

Yurt dışına taşınmadan önce de sık sık diğer ülkelere seyahat eder miydin?

-Opera sanatı Türkiye’de her ne kadar pek ilgi görmese de; başka bir bölümde okusaydım bu kadar fazla yurt dışına seyahat edebileceğimi hiç sanmıyorum! Opera uluslararası bir sanat malumunuz ve bu sayede farklı ülkere seyahat etme olanağınız da oluyor. Zaten burada hak kazandığım burs da konser vesilesiyle ettiğim seyahatler sırasında kurduğum bağlantılar sayesinde oldu. Bir de 2014 yılında Siemens Opera Yarışması’nda kazandığım ikincilik ödülü ile lisans öğrenimime bir yıl ara vererek Avusturya Salzburg Devlet Tiyatrosu‘nda bir yıl staj hakkı kazanmıştım. Aslında ilk yurtdışı deneyimim de buydu ancak sonra lisans öğrenimimi tamamlamak üzere İstanbul’a geri döndüm.

◊Almanya’ya taşınma sürecinde neler yaşadın? Zorlandığın noktalar oldu mu?

-Olmaz olur mu?.. Özellikle vize konusunda epey zorlandım. Öğrenci olarak Almanya’ya vize başvurusunda bulunduğunuzda sizden her yıl için 8000 Euro gibi bir teminat isteniyor. Tabii aslında bu miktar orada bir yılda barınma, gıda vs. konularda ne kadar gideriniz olacağı konusunda size bir fikir vermek için. Ancak öte yandan aileden zengin olmayan bir öğrencinin peşinen böyle bir parayı gösterebilmesi çok da gerçekçi gelmiyor bana… Elde ettiğim burs bu miktarı karşılamıyordu. Kalan miktarı toplayabilmek için epey bir sıkıntı yaşamıştım. Okul da size hemen öyle yurt ayarlamıyor. Kiralık ev bulmak da epey zor (buna öğrenci evleri de dahil). Hani bizde kiralık ilanı görüp ararız görüşüp anlaşırsak akabinde tutarız ya burada öyle bir durum yok. Kiracı mülakat yapıyor ve bir sürü potansiyel kiracı arasından sizde karar kılması gerekiyor. Bu iki durum özellikle en zorlandığım noktalardı.

◊Almanya’da yaşamanın pozitif tarafları ve orada yaşıyor olmanın avantajları neler?

-Huzur… Gündelik hayatta beklenmedik hiçbir sürpriz yok. İnsanlar pek politikayla ilgilenmeye bile gerek duymuyor. Gece yoluma tinerci çıkar mı, polis bir eyleme müdahale eder de ortalık karışır hatta okula giderken ben de biber gazından payıma düşeni alır mıyım benzeri kaygılar yok ama burada olmamın temel nedeni elbette icra etmek istediğim meslekti. Henüz yüksek lisansımın ilk yılında Gera Tiyatrosu‘nda işe girdim. Gelecek kaygısı çok daha az… Sanırım bu en büyük avantajlarından biri.

Yurt dışında yaşamanın zorlukları neler? Almanya’da sana uymayan, sevmediğin şeyler var mı?

-Elbette zorlukları da var. Uzun yıllardır zaten yurt dışına seyahat ediyordum fark ettiğim şu ki; mülteci krizi ortaya çıktığından beri özellikle Avrupa’da ırkçılıkta ciddi bir artış var. Özellikle küçük şehirlerde insanlar size yabancı olduğunuz için bazen pek arkadaşça davranmayabiliyor. Elbette bu söylediğim geneli yansıtmıyor ancak önceden %2’lik olan bir durumun % 15 – 20 lere çıkması örneğin büyük bir oran ve farktır. Diyelim yeni gelmişsiniz ve o zaman için İngilizceniz Almancanızdan daha iyi durumda. Türk olduğunuz için bildikleri halde sizinle İngilizce konuşmayı reddedebiliyor kimisi. Veya sizi tanımadıkları halde sizi ülkenizin politikalarıyla, daha önce sizin ülkenizin vatandaşlarından gördükleri olumsuz tecrübelerle yargılayabiliyorlar. Daha basit uyumsuzluklara gelirsek trafik lambaları sanki 10 kat daha yavaş bize göre. Dakikalarca yeşil beklediğimi biliyorum çok ufak bir şey belki ama bazen cidden sinirlendiğimi biliyorum ve Türkiye’de hiçbir trafik lambasına bu kadar sinirlendiğimi de hatırlamıyorum. Ha bir de Cumartesi gününden neye ihtiyaç varsa almak lazım. Pazar günü asla açık yer bulamazsınız (Kafe, restoran ve benzin istasyonları hariç).

Ama sanırım yurt dışında yaşamanın en büyük zorluğu hayatınızın mesela bir Cem Yılmaz stand up gösterisinin yabancı dile çevrilmiş versiyonu gibi olması. Dili ne kadar iyi konuşursanız konuşun aklınıza gelen şeyler, bazı durumlarda hissettikleriniz yurt dışında yaşadığınız kültürün kodlarında tam olarak bulunmayacak maalesef. Ya da mesela bir Zeki Müren şarkısı dinleyeceksiniz, yabancı dostunuz, arkadaşınız sözlerin anlamını soracak ve “Gitme sana muhtacım, gözümde nursun, başımda tacım, muhtacım. Beni öldür öyle git, yaşamak için senin sevgine muhtacım” dizelerini çevirdiğinizde yüzünde korku dolu bir ifadeyle size bakacak.

◊Almanya’da Türk olduğun için sana farklı davranıldığını hissettiğin oluyor mu? Sosyal hayatından memnun musun?

-Sanırım bu sorunun cevabını biraz erken vermişim ancak bu durum gerçekten benim hayat görüşüme de uymayan, en sevmediğim durum. Ama dediğim gibi Berlin, Frankfurt gibi şehirlerde o kadar değil ama 100.000 civarı nüfuslu şehirlerde biraz daha söz konusu bu durum. Yine de sosyal hayatımdan memnun olmadığımı söyleyemem. Hatta bu durum belki turnusol görevi görüyordur. Irkçı bir yapıya sahip biriyle aynı ırkı paylaşsam bile bir yakınlık kurmak istemezdim çünkü.

Türkiye’ye dair en çok neleri özlüyorsun?

-Bazen nadir de olsa gördüğüm dostluğu, insanlığı, espri anlayışını, denizlerini ve yemeklerini. Avrupa insanı bana göre vefa gibi konularda nötr. Ne üzer ne sevindirir. Ortadadır… Bizim insanımızda da “orta” çok daha az. Ya vefasız ya da size buralarda göremeyeceğiniz yakınlığı gösterir. Hasta olduğunuzda hani bir çorba yapacak birini bulamayabilirsiniz. Yolu zaten oradan geçen bir arkadaşınızdan arabasıyla sizi bir yerde bırakmasını rica ettiğinizde sizden benzin parasını isteyebilir… Bu gibi konuların bizim kültürümüzde hani ‘lafı bile olmaz’ denmesini özlüyorum. Bir de bizim mutfağımız dünyanın en önde gelenlerinden biri şüphesiz. Yemeklerimizi çok özlüyorum. Son olarak da meyhane kültürünü…

Türkiyeyi ne sıklıkla ziyaret ediyorsun? Ziyaretlerinde en çok nerelere gitmeyi tercih ediyorsun?

-Neredeyse iki yıl oldu ancak bir kez ziyaret edebildim. Türkiye’ye geldiğimde en çok gitmeyi tercih ettiğim yerler İstanbul’da Kadıköy, Beşiktaş ve Beyoğlu. Muğla’da her yer.

◊Almanyayı ve Türkiyeyi birer cümle ile anlatmanı istesek nasıl tanımlardın?

-Almanya; Akşam yemeğinde yağsız tuzsuz bir pilav sonrası güzel bir doğada akşam yürüyüşü.
Türkiye; İskender, künefe sonrası hadi rakı içmeye gidelim.

Yurt dışında başına gelen en ilginç/komik olay neydi?
-Yarı zamanlı sandığım işe başvurup kadro almak… Sanırım en komiği buydu çünkü hayatımı büyük ölçüde değiştirdi.

Hem yabancı dil olduğundan hem de heycandan ilanı yarım yamalak okuyunca böyle şeyler olabiliyor demek ki… Meğerse hem yarı zamanlı hem de kadrolu olmak üzere iki bas ses arıyormuş Gera Tiyatrosu. Ben de Gera Weimar’a yakın hem yüksek lisansa devam ederim hem de yarı zamanlı çalışıp harçlığımı çıkarırım diye düşünmüştüm. Daha sonra imzalamam için sözleşmeyi gönderdiklerinde “yahu bu iş koşulları pek yarı zamanlı gibi değil” diyerek bir iki dakika boş boş sözleşmeye bakmıştım.

Son olarak yurtdışına taşınmak isteyenlere ve özellikle Almanya’ya yerleşmek isteyeceklere tavsiyelerin nelerdir?

-Anadili İngilizce olmayan bir ülkeye gideceklerse kesinlikle gidecekleri ülkenin de dilini öğrensinler. İngilizce ile kurtarırım diye düşünmesinler. Ve çalışmak elbette… Sadece iş ya da okul olarak değil, yaşayacakları yerin tarihi ve kültürü üzerine de. Sosyal hayatta bunların çok faydası olacaktır diye düşünüyorum. Yabancı ülkelerde ev tutma, faturalar gibi konuların bizdekinden çok daha farklı yöntemlerle işlediğini, randevu sistemlerinin bazen bizdekinden bile uzun sürebileceğini de akılda tutmak faydalı olabilir. Görgü kuralları da elbette ülkeden ülkeye ciddi farklılıklar gösterebiliyor ama bence ne dense bir yere kadar insan deneyimlemeden öğrenemiyor ve bunun için de -biraz cahil cesaretiyle belki- hata yapmaktan da korkmamak lazım (tabii ölümcül olmadığı sürece :))

Uğur’un Avusturya’da bulunan Salzburger Landestheater’da sergilenen bir eserden iki adet performans videosu:

Uğur’u sosyal medya üzerinden takip etmek isteyenler için Instagram hesabı:  @luke_arrowmoon

Bizi sosyal medya üzerinden takip edebilirsin!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir