Montenegro’da Yaşam: Celipe

karadağdan ev almak
  • 1
    Share

◊Merhaba, bana kendinizden bahsedebilir misiniz?
-Merhaba, biz Celipe. (Celil Göde ve İpek Kutbay Göde’nin en kısaltılmış hali). Celil sahne ve ışık tasarımcısı. Yıllarca ulusal-uluslararası dans,tiyatro, müzik ve film festivallerinde çalıştı. Bu arada Grafik tasarımını da öğrenmek zorunda kaldı. Aslında İstanbul Siyasal’lı, 40’ına varmak üzere.
İpek öğretmen. Yıllarca özel ders verdi( matematik, fizik kimya biyoloji, geometri, felsefe ve marketing derslerini Fransızca ve İngilizce olarak ) halen de derslere Skype üzerinden devam ediyor 4 ülkedeki öğrencileriyle. Üniversite yıllarından başlayarak organizasyon işlerinde çalışmaya da devam etti. Aslında Galatasaray Lisesi ve Boğaziçi Felsefe mezunu. Dante gibi ortasında ömrün.
3 sene önce Montenegro’ya göçüp kendi şirketimizi kurduk. Burada tüm yıl boyunca kişiye özel butik turlar yapıyoruz ancak asıl işimiz danışmanlık ve emlak.

◊Montenegro’ya taşınmaya ne zaman ve nasıl karar verdiniz? Ne zamandır orada yaşıyorsunuz?
-Montenegro’ya 2016 yılının ilk aylarında tamamen taşındık ve hala burada yaşıyoruz. Aslında hikayemiz 2015 Mart’ında başladı. Tatile gelmiştik, Kotor’u gördük ve bir daha dönmek istemediğimize karar verdik. Tabii ki geri döndük kısa süreliğine. İstanbul’daki işlerimizi vs. yoluna koyup geldik buraya. Şirketimizi kurduk. İkinci dönüş 15 günlüğüne evdeki eşyaları satmak, vermek, paketlemek üzerine ve sonrası Montenegro macerası.

◊Yurt dışına taşınmadan önce nerede yaşıyordunuz? Hayatınızdan memnun muydunuz?
-Taşınmadan önce İstanbul Beşiktaş’ta yaşıyorduk, Yıldız Parkı’nın hemen yanında. Boğaz gören, terasımızda keyif yapıp arkadaşlarımızla vakit geçirebildiğimiz, bir evde oturuyorduk, iyi paralar kazandığımız işlerimiz vardı. Aslında üniversite yıllarından başlayarak aklımızın bir köşesinde hep oldu yurt dışında yaşama fikri. Ama bir gerçeklikten öte bir temenni gibi. Gün geçtikçe, yaşam alanlarımız iyice daraldıkça, bu fikir bir mecburiyet halini aldı. Çünkü ülkenin içinde bulunduğu ruh hali ve şehrin kaosu, bizi dönüştürmeye başlamıştı. Mutsuz ve eve kapalı insanlar oluyorduk az daha. Hatta bir gün fark ettik ki 15 gündür sokağa adım bile atmamışız, o an kararımızı verdik.

◊Yurt dışına taşınmadan önce de sık sık diğer ülkelere seyahat eder miydiniz? Dünyada görüp de en çok beğendiğiniz ülke/şehir hangisi? Neden?
-İşlerimiz festival ve organizasyonla alakalı olduğu için bir çok ülke gezdik. Ama bunu özenle yapmaya hep dikkat ettik. Maalesef bir sürü insan işi için gittiği ülkelerde o ülkeyi tanımaya yeteri kadar vakit ayırmıyor. Biz iş takviminin öncesine ya da sonrasına hep birkaç gün hatta bazen ay ekledik. Tatillerimizde de iş için gitmediğimiz yerlere gitmeye çalıştık. Buraya taşınmadan önceki son 4 sene boyunca, yılın neredeyse yarısını yurtdışında geçiriyorduk.
En beğenilen şehir ya da ülkeyi söylemek biraz zor. Hatta bunca gezi sonrası dört başı mamur bir yer olmadığını düşünüyoruz. Her yerin iyi ve kötü yanları var. Bakan kişinin aradığı şeylere göre şehrin artıları ve eksileri ortaya çıkıyor. Örneğin sanatla ve mimariyle ilgili biri için Roma inanılmaz bir şehir. Ama nefes almamacasına turistik; yaz aylarında tek bir İtalyan görmeden geri dönebilirsiniz. Sokağın ritmini yaşamayı seviyorsanız, güneş, deniz, eğlence ilk tercihinizse o zaman Barcelona sizin şehriniz. Ama sonuçta Akdeniz ülkesi, kısa bir tatilde sevimli gelen her şey, yaşamaya gelince boğucu olabilir. Kuzey Avrupa insan yaşamına verilen değer ve en ince ayrıntıların bile planlanmasında birinci. Düzenli, kavgadan ve kaostan uzak bir hayatınız olabilir; ama akşam 6’dan sonra çıkayım da bir bira alayım ya da çat kapı bir arkadaşa gideyim de iki laflayalım demek yok!

◊Yurt dışına taşınma sürecinde neler yaşadınız? Zorlandığınız noktalar oldu mu?
-En büyük zorluğu içimizde yaşadık. Taşınmaya karar verdiğimizde özenle seçip yıllarca bizimle olacaklarını zannettiğimiz eşyalarımızı satmak ya da vermek zorunda kaldık. Bu aslında bir düşünce değişimi demekti bizim için: artık bu kadar derine kök salmak yok! Buna alışmak çok zor oldu, hala da zor. Artık satın almayı düşündüğümüz her şeye olur da taşınırsak yanımızda götürür müyüz diye bakıyoruz, haliyle biraz zor oluyor karar vermek.
Diğer zorluk mesleki anlamda yaşandı. Yıllarca biriktirdiğimiz tüm bağlantılardan ve ünvanlardan da vazgeçmiş olduk bir şekilde. Yeni bir ülkede, her seferinde kendini tekrar ve tekrar kanıtlamak zorunda kalabiliyorsun ve bu çok yorucu ve ego törpüleyici olabiliyor. Ama diğer taraftan inanılmaz güçlü hissettiriyor. “Hayatta kalabilirim” diyorsunuz, çevrenize ve en önemlisi kendinize.
Bir diğer zorluk da dil oldu. Montenegro’nun dili Sırpça ve Hırvatça’nın karışımı. Bildiğimiz hiçbir dile benzemiyor. Sözlükleri, gramer kitapları yok. “Ben Tivat’ta yaşıyorum” nasıl söylenir diye soruyorsunuz, 5 farklı cevap alıyorsunuz. Dolayısıyla öğrenmesi çok zor. İlk gün ekmek almamız bile 10 dakika sürdü zira vücut dili konusunda da pek şahane değiller ve eğer söyleneni anlamıyorlarsa “yok yok” deyip ilgilenmiyorlar. Dolayısıyla aşırı sosyal hayatlarımızdan Edi-Büdü olarak kaldığımız bir yere gelmiştik. Ne şarkılarını, ne eğlencelerini, ne söylediklerini anlıyorduk. Şirketimizi kurmuştuk ancak onun bile doğru olup olmadığını, iş yapıp yapamayacağımızı bilmiyorduk. İlk 2 ay o sebeple çok zor geçti. “Acaba yanlış mı yaptık?” soruları kafamızda dönüp duruyor, her gece balkon sohbetlerimize meze oluyordu. Ancak yılmadık. Her gün yeni biriyle tanışmaya çalıştık. İngilizce bilenlerin yardımlarıyla sorunlarımızı çözdük. Herkesle ilişkilerimizi iğne oyası gibi işledik. Bugün bakınca epey gurur duyuyoruz azmimizle.

◊Karadağ’ın pozitif tarafları ve orada yaşıyor olmanın avantajları neler?
-Doğası çok güzel, bizi ilk etkileyen bu olmuştu. Yaşadığımız şehir Tivat sahil şeridinde; işten çıkıp 5 dakika sonra denizde olabilmek tabii ki tavlayıcı bir durum. Şehrin kuzeyi yüksek dağlarla çevrili, yağmur ormanları, kanyonlar, göller…
İnsanları tembel, bu bir hakaret değil, ülkenin gururla sahiplendiği bir olgu. Bununla ilgili 10 maddelik manifestoları bile var. Bu tembellik toplumsal gerilimi tabii ki çok azaltıyor. Kavga-dövüş yok, anlaşmazlık yaşamadıkları için değil, tartışacak mecalleri olmadığı için!
Ülkenin nüfusu 650.000. Tivat 15.000. Beşiktaş’ta yaşadığımızı söylemiştik, başka söze gerek yok herhalde.

◊Yurt dışında yaşamanın zorlukları neler? Yaşadığınız ülkede size uymayan, sevmediğiniz şeyler var mı?
-Az önce bahsi geçen tembellik, bürokratik bir sorunu halletmeye çalıştığımızda biraz sevimsiz bir hale gelebiliyor. Burada yaşamak için tansiyonunuzu kontrol etmeyi öğrenmek önemli. Büyük şehirdeki ritminizi buraya getirmek büyük hata. Sonuçta sahiden zaman izafi!
İkinci sorun, ölçek sorunu. Bir şeye yeteri kadar insanın ilgisi yoksa o hizmet ya da ürün ortalarda olmuyor. Bu sağlık ve eğitim sistemi için de geçerli. Kültür, sanat, spor v.s. aynı durumda. Bazı ihtiyaçlarınızdan vazgeçmeniz, bazı ihtiyaçlarınız için başka ülkelere gitmeniz ya da talep oluşturmak için çevrenizi ikna etmeniz gerekebiliyor.
Üçüncü zorluk tabii ki iletişim ile ilgili. İletişim derken dilden bahsetmiyoruz, daha çağrışım düzeyinde bir iletişim kastettiğimiz. Ortak anılarının, şakalarının, sarhoş olunca ilk aklına gelen şarkılarının, saçmalıklarının tanıdık olmasından bahsediyoruz. Bu telafi edilemiyor. İnsanların zaman içerisinde neden gurbetçi karikatürüne dönüştüğünü anlamaya başlıyorsunuz. Yalnızlaşma yabancılaşmayı, içine kapanmayı ve sonrasında kültürel bir saplantıyı yaratıyor. Bunun olmamasını sağlamaksa sürekli emek gerektiriyor, sürekli paylaşmayı, anlatmayı ve anlamayı.

◊Karadağ’da Türk olduğunuz için size farklı davranıldığını hissettiğiniz oluyor mu? Sosyal hayatınızdan memnun musunuz?
-Tabii ki farklı davranılıyor ama bu farklılık insanına göre değişiyor. Türk dizilerinden Türkiye’yi tanıyanlar inanılmaz bir sempati ile başlıyor sahbete. Milliyetçi söylemlerle büyüyenler bir miktar ön yargılı. Aslında ön yargı her yerde, üstelik olumlusu da olumsuzu da tehlikeli. Hayatında bir kere Paris’e gidip üç tane Fransız gören biri “ay Fransızlar çok kaba” diyebiliyor. 66 milyonda 3 doğruluk payı var bu sözün, tabii o üç kişinin de turist olmayıp sahiden Fransız olduğunu varsayarsak!
Sosyal hayat kısmı biraz ikircikli. Çok yoğun hayatları geride bırakıp buraya gelmek başlangıçta çok iyi geldi. Dinlenmeye ve temizlenmeye ihtiyacımız varmış. Ancak zaman geçtikçe arayış da başlıyor. Dip köşe arayıp bulmaya çalışıyoruz bazı şeyleri, hatta hiç olmayanları kurmaya. Ama tabii ki neden her şeyi bırakıp geldiğimizi de unutmadan, kaçtığımız bataklığı yanlışlıkla yeniden kurma riskini almadan.
Örneğin, ufak bir festival yapmaya çalışıyoruz şu anda. Bir de bir spor kulübü hayalimiz var ama bakalım neler olacak.

◊Türkiye’ye dair en çok neleri özlüyorsunuz?
-Anadilin ile, biriktirdiğin tüm geçmişin ile sohbet etmeyi ilk olarak. Sonra zeytinyağlı yemekleri, özellikle vejetaryen olunca çok daha önemli.
Tanıdık olanı aslında, insan zora düştü mü tanıdık olanı arıyor, çocukluğuna ait olanı. Çok üzülünce kaçıp altına sığındığınız battaniye gibi.

◊Türkiyeyi ne sıklıkla ziyaret ediyorsunuz? Ziyaretlerinizde en çok nerelere gitmeyi tercih ediyorsunuz?
-Çok sık olamıyor maalesef, yılda en fazla bir. Aileler ve arkadaş ziyaretleri en önemli kısmını oluşturuyor. Hastaneler, sağlık kontrolleri ikinci önemli kısmı. Bir de küçük kaçamaklar tabii ki; yolu uzatacağını bilsen de vapura binmek gibi. Simitçiler, turşucular, tatlıcılar… Bazı yerlere de özellikle gitmiyoruz; aklımızın içinde nasılsa öyle kalsınlar diye.

◊Şu anda yaşadığınız ülkeyi ve Türkiyeyi birer cümle ile anlatmanızı istesek nasıl tanımlardınız?
-Montenegro:
Küçük, sakin, acemi; olabileceğinin azı, olmak istediği belki de hatalı, başka bir zaman diliminde yaşayan uzun insanların ülkesi.
Türkiye:
Küçük küçük katkılarla, herkesin yaşamayı birbirine zorlaştırdığı, tarihin ve medeniyetlerin beşiği olan coğrafyada cenneti hayal edip cehennemi inşa eden, kurnazlıkta dünya birincisi ama maalesef ki en kolay kandırılan insanların ülkesi.

◊İleride geri dönüp Türkiye’de yaşamayı düşünüyor musunuz? Ya da şu konularda değişim/gelişme olursa dönerim dediğiniz şeyler var mı?
-Zaman ve yollar bizi nereye götürür gerçekten bilemiyoruz. Büyük şehirler hızla birbirine benziyor, aynı markalar, birbirine benzer alışveriş caddeleri… Küçük şehirler turistik olabilmek için kendilerini makyajlıyorlar. Olduklarından vazgeçerek turistlerin görmek istedikleri şeye dönüşüyorlar.
Türkiye’ye dönmek başka bir mesele. Türkiye’de herkesin bir şekilde kendisiyle yüzleşmesi gerekiyor. Ona söylenen ya da üzerine yapıştırılan kimlikten vazgeçip kendi gerçeğini aramaya başlaması, karşısındakini de aynı şekilde görebilmeye başlaması lazım… Ancak ondan sonra umut yeşerebilir.
Doğduğumuz coğrafyada, bilimle, sanatla, sporla, felsefeyle dolu, her yaştan insanın oluşturduğu, antik Yunan okulları benzeri ortak yaşam alanları kurmak en büyük hayalimiz. Ama dürüst olmak gerekirse çok da yakın gözükmüyor.

◊Yurt dışında başınıza gelen en ilginç/komik olay neydi?
-Montenegro’ya gelen bir misafirimiz için havaalanından Tivat’a bir transfer ayarladık. Transfer aracının şöförü, elinde bir kağıt tutacak gelen misafirle buluşmak için. Bilirsiniz her havaalanı çıkışında vardır elinde kağıtla bekleyen onlarca kişi. Şöföre yolladık.
Uçuş bilgileri: Tk 1085 Özlem …… Hanım
Özlem hanım havalanından çıkıyor, bakıyor onun adının yazdığı herhangi bir kağıt yok. Geri dönüyor, tekrar bakıyor. Bir adam elinde şu kağıdı tutuyor: UÇUŞ BİLGİLERİ
Yanına gidip diyor ki; afedersiniz işinize karışmak istemem ama elinizdeki kağıtta yazan bir insan ismi değil. Bunu söylemekteki amacı kendi transferini bulmak da değil, tamamen insanlığa yardım. Adam başta anlamıyor, sonra ona gelen mesajı gösteriyor. Neyse ki bir şekilde buluşmuş oluyorlar. Ama biz bu hikayeye bolca gülüyoruz.

En ilginç hikaye ise, Türkiye’de uzun yıllardır radyoculuk yapan Zeki Kayahan Coşkun’un, bloğumuzdaki buraya göçüş hikayemizi anlatan yazımızı okuyup bize ulaşması ve canlı yayına davet etmesi… Buradaki hayatımızda önemli bir dönüm noktası yarattı. Program sayesinde çok takipçimiz oldu. Sonra Zeki bizimle tanışmaya ve buraları keşfetmeye geldi. Birlikte gezdik ve çok sevdiğimiz bir arkadaşımız oldu. Aynı radyoda birlikte çalıştıkları Nihat Sırdar ve Sivrisinek’e de bizden bolca bahsetmiş. Geçen sene onları da burada konuk ettik. Özetle Celipe, Türkiye’de onlar sayesinde tanınır oldu.

◊Yurt dışına taşınmak isteyenlere ve özellikle sizin yaşadığınız ülkeye yerleşmek isteyeceklere tavsiyeleriniz nelerdir?
-Tavsiyemiz, neden bir ülkeyi arkalarında bırakıp geldiklerini hiç unutmasınlar. Kaçtığını söylediği ilişkileri ve yapıları burada kendi merkezlerinde kurmaya çalışanlar bizim en büyük üzüntümüz. Demek ki aslında haksızlıklardan kaçmıyorlarmış, büyük kurnazlardan kaçıp küçük ülkenin büyük kurnazı olmaya karar vermişler.
Burası küçük bir ülke, küçük olduğu için değişim daha hızlı olabiliyor; iyiye doğru da kötüye doğru da. Lütfen üretmeye gelin, değer üretmeye, kültür üretmeye, güzelleştirmeye gelin; göçebe zihniyetten vazgeçin, burayı da kurutup başka bir su kenarına göçmeye niyetlenmeyin.
Aceleniz varsa gelmeyin, kendinizi de bu halkı da germeyin!

◊Eklemek istediğiniz bir şey var mı?
-Her ne sebeple olursa olsun, göçmüş olmak çok farklı bir durum. Bu durumda olup, bu durum üzerine kafa yoran herkesi birbirine yakınlaştırması kaçınılmaz. Tabii ki zor bir yaşam; ama kolay olanı nerede ki? Bu zorluğu ve farklılığı güzelliğe çevirmek yine bizim elimizde. Birbirimize ve kırılgan psikolojilerimize sahip çıkarak, her zaman üreterek ve tecrübelerimizi paylaşarak. İnceliklerimiz bazen hayatı zorlaştırmış gibi gözüküyor ama aslında onlar bizi biz yapan. Bunları korumak için çabalayan ve belki de bu sebeple göçmek zorunda kalan herkes de potansiyel bir arkadaşımız. Tüm bu arkadaşlarla günün birinde yolumuzun kesişmesi dileklerimizle; son sözümüz:
Duyarlılıklarımızdır aslında bizi kurtaracak olan!

Celil ve İpek yukarıda kendilerinin de bahsettiği üzere Montenegro’da turlar düzenliyorlar ve emlak konusunda danışmanlık yapıyorlar. Celipe’nin Montenegro’daki yaşamını aşağıdaki linklerden takip edebilir, turlar ve Montenegro ile alakalı diğer konularda bilgi alabilirsiniz.

Yeni yazılardan ve röportajlardan haberdar olmak için aşağıdaki hesapları takip edebilir, yurt dışı deneyimlerinizi, soru ve önerilerinizi paylaşmak için buradan bana ulaşabilirsiniz. 

Ben Nil. 1990 İstanbul doğumluyum. Marmara İletişim’de okuduğum 2013 yılında Work and Travel programıyla yaşamak ve çalışmak üzere 4 aylığına Amerika’ya gittiğim günden beri şansım yurt dışında yaşamaktan yana açıldı… Devamını Oku

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir