Lizbon’da yaşam: Sinem Taş

lizbon da yaşamak
  • 8
    Shares

◊Merhaba, bana kendinizden bahsedebilir misiniz?
-İnsanın kendinden bahsetmesi biraz zor… İsmim Sinem, Bursa’da Uludağ Üniversitesi’nde Uluslararası İlişkiler bölümünden mezun oldum. İzmir’de yerel bir gazetede bir süre gazeteci olarak çalıştıktan sonra Lizbon’a geldim. 3 yıldır Lizbon’da yaşıyorum, Güzel Sanatlar Fakültesi Fotoğraf Bölümü’nde yaptığım yüksek lisansımı bu yıl bitirdim. Lizbon’da Brezilya menşeili bir firmada çalışıyorum. Aynı zamanda freelance fotoğrafçılık/video yapımcısı olarak işler alıyorum ve kısa film (belgesel) yapıyorum.

◊Yurt dışına taşınmaya nasıl karar verdiniz?
-Yurt dışında yaşamaya karar vermedim de kendimi burada yaşarken buldum desem daha doğru olur. Her zaman yurt dışına seyahat etmeyi çok sevdim. Portekiz’e ilk gelişim Erasmus öğrenci değişim programı ile oldu. Covilhã adında küçük bir kasabadaki öğrencilik sürecinden sonra Türkiye’ye döndüm ama hayat işte… Beni Lizbon’a geri getiren bir gönül meselesiydi. Geliş o geliş, Lizbon’da iş bulup, yüksek lisansa kabul edilince artık burada bi’ hayat kurmuş oldum, tekrar dönmedim. Postu serdim yani.

◊Portekiz’den başka bir ülkeye taşınma düşünceniz var mı?
-Ben tam biz Lizbon aşığıyım. Bu şehir beni öyle bir bağrına bastı ki sanırım aynı sıcaklığı başka yerde bulmam zor. O yüzden hep dönüp dolaşıp kendimi bulacağım yer Lizbon’muş gibi hissediyorum. Bir süre daha bu şehirde yaşayacağım, en azından vatandaşlık sürecim tamamlanana dek. (En az 3 yılı var) Sonrasında dünyanın diğer noktalarına gidip oralarda yaşayarak dünyayı deneyimlemek istiyorum. Gezici olarak yaşayacağım bir hayat planlıyorum şuan, bakalım gelecek ne gösterir.

◊Lizbon’a taşınmadan önce nasıl bir hayatınız vardı? Nerede yaşıyordunuz, işinizden ve sosyal hayatınızdan memnun muydunuz?
-Türkiye’de, en son İzmir’de yaşıyordum, ama bazen yurt dışına geliş gidişlerim olduğundan stabil bir hayattan bahsetmek doğru olmaz. İzmir Türkiye’nin bir çok yerine göre çok yaşanılabilir bir yer benim için. O yüzden oradaki hayatımı, özellikle sosyal hayatımı seviyordum. İşimi çok seviyordum, o sırada gazetecilik yapıyordum. Ancak çalıştığım yerel gazetede işçi olarak haklarımız ve çalışma koşullarımız yetersizdi. İşimi sevmeme rağmen çalışma koşullarımdan memnun değildim.

◊Yurt dışına taşınmadan önce de sık sık diğer ülkelere seyahat eder miydiniz? Dünyada görüp de en çok beğendiğiniz ülke/şehir hangisi? Neden?
-Evet, ancak bu seyahatlar genellikle çeşitli programlar aracılığı belirli bir dönem için olurdu. “Work and Travel” program ile 3 aylığına ABD’ye gitmiştim, lisans sırasında yaptığım Erasmus programıyla da Almanya’ya gitmiştim. Avrupa’ya geldikten sonra da çok daha sık seyahat etme imkanı buldum. Malum hem Schengen vizesinin sağladığı kolaylık hem de Avrupa içerisindeki uygun fiyatlı uçuşlar bu anlamda işi kolaylaştırıyor.
Tabii her yerin kendine has güzelliği var. Çok sevdiğim, çok güzel yerler var ama en güzel ve en özeli Azor adalarıdır. Ben hayatımda böyle bir doğa görmedim, ağlamak istedim karşısında. Bu bahsettiğim São Miguel adası, Azor adalarının en büyüğü. İnsanın içini hayatla dolduran, coşturan bir doğası var. El değmemiş… Muazzam. Klasik bir cennet tarifi vardır ya, tam olarak cennetin kendisini orada gördüm. Şarap akmıyordu ırmaklarından, ama o da ucuz zaten marketlerinde mevcuttu.

◊Portekiz’e taşınma sürecinde neler yaşadınız? Zorlandığınız noktalar oldu mu?
-Tabii, o süreç oldukça zordu. Lizbon’a tekrar dönüşüm 3 aylık aldığım Shengen vizesi ile oldu. Vizemin süresi bittiğinde ise ne iş ne okul vardı ve yasal sürecim artık bitmişti. Yeniden vize almak ise inanılmaz çetrefilli bir süreci başlattı. Farketmişsindir, Portekiz’de işler oldukça ağır işler. Üstelik yabancı birimi yani SEF’ten randevu almak, belgeleri halletmek, hatta bilgi almak bile çok zor ve karmaşık bir süreç. Benim legal statü kazanıp oturum vizesi almam yaklaşık 2 yılı buldu. Ki ben şanslı olanlardanım. Çok daha uzun süren kişileri de tanıyorum. Tabii bu 2 yıl boyunca benim ülke dışına çıkamamam, Türkiye’ye gidememem ve aileme 2 yıl boyunca sarılamamam demekti. Yaşadığım en zor süreç bu oldu.

◊Portekiz’in pozitif tarafları ve orada yaşıyor olmanın avantajları neler?
-İlk olarak burada işçi hakları Türkiye’ye oranla çok daha güvence altında ve gelişmiş durumda. (Kontratlı çalışanlar için geçerli tabii bu söylediğim) Ben o anlamda burada daha çok korunduğumu hissediyorum, haklarım var. Yani çok basit bir örnekle Türkiye’de muhtemelen 5 yıl sonra çalıştıktan sonra hak edeceğim yıllık izin süresi (ve şartlarını) burada ilk yılımda hak etmiş oluyorum. Ya da çalışma gün ve saatlerimle ilgili olarak kontratımda imzaladığım saatlerin dışına çıkılmaması da önemli bir unsur.
Ayrıca bir kadın olarak Türkiye’ye kıyasla daha güvende hissediyorum. Elbette bu Portekiz’in %100 güvenli olduğu ya da kadınların muhteşem şartlarda yaşadığı anlamına kesinlikle gelmiyor. Burada da iyileştirilmesi gereken bir çok unsur var elbette. Ama geldiğim yerle bir kıyas yapmam gerekiyorsa elbette burada daha güvende hissediyorum o anlamda. Bildiğin gibi Türkiye’de özellikle son yıllarda kadın cinayetleri, taciz ve şiddet haberleri oldukça arttı. Gerek medyanın gerekse siyasi figürlerin cinsiyetçi dili ve yaşanan bazı adaletsiz uygulamalar da bunları azaltmaktan ziyade daha cesaretlendiriyor. Bunlar tabii çok önemli şeyler, ülkenin geleceği için.
Bir de Portekiz inanılmaz sakin ve huzurlu bir ülke. Hem politik istikrar var, hem de günlük yaşamda bu sakinliği görebiliyorsun. Bu çok önemli bir unsur. Burada yaşamak hem ülkeler arasında geçiş ve seyahat imkanını kolaylaştırdığı için güzel hem de barış dolu bir ortamda yaşamanın huzuru var.

◊Yurt dışında yaşamanın zorlukları neler? Portekiz’de size uymayan, sevmediğiniz şeyler var mı?
-Yurt dışında yaşamanın en büyük zorluğu hasretlik çekmektir sanırım. Doğduğun topraklara, kültürüne, ailene, orada kalan dostlara duyulan özlem yurt dışında genellikle hissedilir. Kimi zaman insana kendini yalnız da hissettirir bu duygu, neyse ki burada çok özel ve güzel dostluklar kurduğum için o kısmı pek hissetmiyorum.
Onun dışında yaşadığım ülkeyi baz alarak söylersem burası elbette kendi ülkemden bir çok farklılık barındıyor içerisinde. Burada sevmediğim değil de rahatsızlık veren bir şey varsa o da çok ağır, yavaş işleyen bir kültürü var. Çok ağırdan alıyorlar işlerini, e biz Türkiye’den geliyoruz sabırsız insanlarız. Bazen buradaki o yavaşlık, ya da birinin gereksiz bekletmesi karşısında insanların sessizliği sinir bozucu olabiliyor. Bu rahatlık kişilerin davranış biçimine de yansıyor. Çoğunlukla Portekizliler ya hep geç kalan ya da “aa kesin geliyorum” deyip hiç haber vermeden gelmeyen bir davranış yapısına bürünmüş. Bundan şikayet eden çok insan görebilirsiniz Portekiz’de. Bu tabii bana hiç uymayan bir durum ama etrafımda bunu alışkanlık edinmiş pek fazla kişi olmadığından sorun kalmıyor.

◊Portekiz’de Türkiyeli olduğunuz için size farklı davranıldığını hissettiğiniz oluyor mu? Sosyal hayatınızdan memnun musunuz?
-Tabii, çok memnunum. Hem Türkiye’den hem de farklı ülkelerden gelip burada yaşayan insanlarla kurduğum çok güzel dostluklar var sosyal hayatımı zenginleştiren.
Portekiz’de Türkiyeli olduğum için farklı davranıldığı olmuyor. Türkiyeli olup da Portekizce konuştuğum için genellikle çok yardımcı oluyorlar her yerde, çünkü hem sevimli buluyorlar hem dillerinin konuşulduğunu görüp saygı duyuyorlar buna diye düşünüyorum.
Eğer farklı davranılmasından kasıt ırkçı bir tutum ise burada buna daha çok Brezilya’dan ya da Afrika gibi eski sömürge ülkelerinden gelenlerin maruz kaldığını biliyorum.

◊Türkiye’ye dair en çok neleri özlüyorsunuz?
-Simit!! (Tabii, ailem ve dostlarım hariç.) Bunu okuyan arkadaşlar Türkiye’den gelirken simit getirse ne güzel olur. Sen de getirecektin zaten de kaynattın onu unuttum sanma 🙂

◊Türkiyeyi ne sıklıkla ziyaret ediyorsunuz? Ziyaretlerinizde en çok nerelere gitmeyi tercih ediyorsunuz?
-Yılda bir kez 2 haftalığına veya 1 aylığına ziyaret ediyorum. Zamanımın çoğunu genellikle ailemle geçirmek istediğim için İzmir’e gidiyorum. Ankara’da yaşayan anneannem ve akrabalarımı ziyaret etmek için genellikle Ankara’ya da uğruyorum gidişlerimde.

◊Portekiz’i ve Türkiyeyi birer cümle ile anlatmanızı istesek nasıl tanımlardınız?
-Arnavut kaldırımlı dar sokaklarında bir caféde oturup kahve içerken yanımdan geçen sarı tramvayın görüntüsü ve kulağıma çalınan fado’suyla huzuru başka türlü yaşatan ve beni her zaman bağrına basmış olan sıcacık, güneşi tepesinde şehir: Lizbon. Ülkeden ziyade şehir tanımı oldu bu.
Türkiye: Ne kadar uzağa gidersem asla uzaklaşamadığım; aklımın, kalbimin, ruhumun ait olduğu, özümü doğuran yer. Kendi içerisindeki açmazları, çıkmazlarıyla, politik istikrarsızlıkları ve yarattığı hayal kırıklıklarıyla endişelerimizi hiç eksik etmeyen fakat “çiçekleri koparabilirsiniz ama baharın gelişini önleyemezsiniz” sözü gibi yetişirdiği direnişçileri, kadınları, mücadeleci ruhuyla umudumu diri tutan ülke. Bir cümleden fazlası oldu ama öyle bir ülke işte 🙂 Bir cümle ile anlatmak imkansız.

◊Yurt dışında başınıza gelen en ilginç/komik olay neydi?
-Yurt dışında başıma gelen en ilginç olaylardan biridir, Covilhã’dan Lizbon’a Portekizli bir arkadaşımla otostop yapıyorduk. Yolda bir araba önümüzden geçti sonra sağolsunlar, bizim için geri dönmüşler, gelip durdular. Arabaya bindik, bizi alan çift ve arkadaşım Portekizce konuşuyorlar. Benim o zaman Portekizcem yetersizdi, müdahil olmuyorum. O sırada arkadaşım beni tanıtırken Türkiyeli olduğumu söyleyince Portekizli çift kısa bi şok yaşayıp birbirlerine baktılar. Biz de anlamadık, tabii şaşkınlıklarının nedenini o sırada. Meğer kadın Portekiz’deki rüzgar tribünleri üreten bir firmada çalışıyormuş ve firma onu bir süre çalışması için Türkiye’ye göndermek istiyor. Ama kadının Türkiye’ye gidip gitmeme konusunda kaygıları, korkuları var. Onlar da sorularına yanıt bulmak için Fatima’ya gitme karar veriyorlar (Fatima Hıristiyanlar için kutsal sayılan bir yer bu arada) ve yolda geri dönüp araca aldıkları otostopçu Türkiyeli çıkıyor. Hayat işte…

Türkiye’ye yönetici olarak gideceği için erkeklerin kendisinden emir alma konusunda sorun yaşatıp yaşatmayacağından, ülkenin güvenli olup olmadığına kadar kaygıları vardı. Yolda bir yerde arabayı durdurup birlikte birer kahve içtik. Kaygıları gayet anlaşılabilir tabii, ben de ona bu tür şeylerin bir çok yerde (Türkiye’de de) olası olduğunu, evet ataerkinin güçlü olduğu bir ülke olduğunu ama düşündüğü kadar etkili olmadığını, yine de korktuğu kadar kötü olmayabileceğini anlattım. Zaten İstanbul civarında bir yere gidiyordu, o bölgede diğerlerine nazaran daha rahat olabilirdi bu konularda. Tabii bu ilginç karşılaşma ve konuşma sonrası ayrıldık. Ama daha sonra haberlerini aldım, kadın Türkiye’ye gitmeyi kabul etmiş, uzunca bir süredir de oradaydı. Hem çok mutlu çok da memnundu 🙂 Sonra ne yaptılar bilmiyorum. Herhalde o gün herkesin o yola çıkmasının bir sebebi vardı.

◊Yurt dışına taşınmak isteyenlere ve özellikle Portekiz’e yerleşmek isteyeceklere tavsiyeleriniz nelerdir?
-Tavsiyem kendinizi her şeye hazırlayarak gelmeniz. Özellikle son yıllarda dünya gündeminde yaşanan yer değişimleri ve olaylardan sonra yurt dışına yerleşmek daha da güç hale geldi. Kolay olmayacağını bilerek ilk adımı atmalarını öneririm. Bir de ne kadar uzak olurlarsa olsunlar Türkiye gündeminden uzak kalmamalarını, bir şekilde o bağı korumalarını isterim. Özellikle son zamanda ülkede yaşanan gerici değişimler bir çok kişinin ülkeden soğumasına ve yurt dışına çıkma isteğinin artmasına yol açtı, ama bu durum ülkenin geleceği açısından oldukça ürkütücü. Benim yurt dışına çıkış sebebim böyle bir sebepten olmadı. Her zaman dünyaya merakım vardı çok sevdim başka ülkeleri, kültürleri yaşamayı. Dolayısıyla, Türkiye’den uzakken yapmamız gereken hem yalnız kalmamak, hem de yalnız bırakmamak olmalı diye düşünüyorum.

◊Son olarak Lizbon’a gelenler muhakkak uğrasın dediğiniz mekan ya da semt var mı?
-Yanıtlardan anlaşılmıştır, tam bir Lizbon sever olduğumdan bir çok yerini ayrı ayrı severim. Ama Lizbon’a gelen mutlaka Alfama sokaklarında yürüsün, Fado dinlesin ve kırmızı şarabını içmeden dönmesin.

◊Sizin eklemek istediğiniz bir şey var mı?
-Simidi hatırlatayım 🙂

Sinem’in fotoğraf ve çalışmalarının yer aldığı websitesi: https://www.sinemtas.com/

Yeni yazılardan ve röportajlardan haberdar olmak için aşağıdaki hesapları takip edebilir, yurt dışı deneyimlerinizi, soru ve önerilerinizi paylaşmak için buradan bana ulaşabilirsiniz. 

Ben Nil. 1990 İstanbul doğumluyum. Marmara İletişim’de okuduğum 2013 yılında Work and Travel programıyla yaşamak ve çalışmak üzere 4 aylığına Amerika’ya gittiğim günden beri şansım yurt dışında yaşamaktan yana açıldı… Devamını Oku

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir