Uzun zamandır kafamın içi ve hayatım dağınık bir oda gibi. Ne kadar toplamaya çalışsam da içinde laf dinlemez yaramaz bir çocuk var sanki, ben topladıkça o daha fazla dağıtıyor. Bu yazı dizisinde toplumun ve dünyanın bir parçası olarak kendi hikayemi anlatarak, dağınıklığı içimden geldiği gibi buraya aktararak toparlamaya çalışacağım. Kişisel tarihime not olarak bırakacağım bu yazı dizisinin içerisinde kendinizi bulabilir, en olmadı bir başkasının hayatında yolculuğa çıkabilirsiniz.

Düşmeler ve kalkamamalar

Eskiden yazmak iyi gelirdi ve okumak. Sokaklarda yürümek. Önümde beliren dert dağlarını yürüyerek aşardım. Geride kalırdı, küçülürdü. Yolda topladıklarım ileride yeni bir dert dağı yaratırdı, okuyarak, yazarak, yürüyerek aşacağımı bilirdim. Hayatla bağım zayıflasa da kendimle bağımı kopartmadan ilerlerdim. Yenilenmenin yollarını bulurdum. Deneyimler, olumlu olumsuz tüm yaşantılar, sağ ve sol kroşeler boyumu uzatırdı sanki. Daha donanımlı olmaktan güçlenirdim. Hallederiz derdim kendime, hallederdim de. Bir süredir -uzunca bir süredir- bazı şeylerin içinden tamamen çıkamıyorum. Bir kısmını derleyip toparlıyorum, başka kısımlar dağınık kalıyor. Hevesle koyduğum hedefler, yaptığım listeler, planlar bir iki gün içinde puf olup uçuyor. Geriye yapılmayanların tortusu ve sancısı kalıyor.

Bu döngüye girmemin kişisel hayatımla ilgili türlü sebebi olmasının yanında, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmamın da payı büyük. Değiştirebileceğim ve değiştiremeyeceğim şeyler öyle iç içe geçmiş durumda ki, yaşamaya dair yeşerttiğim umutlar, koyduğum hedefler akşamdan sabaha solup gidiveriyor. Hayatın göz açıp kapayana kadar geçtiğinin, gençliğimin ben onu yaşasam da yaşamasam da günün birinde beni terk edeceğinin bilincinde, sahip olduklarımın sabun köpüğü formunda olmasının korkusunu da üstüne ekleyerek, anın içinde paralize olmuş vaziyette bekliyorum. Neyi bekliyorum? İçinde kök salabileceğim, yeşerip, çiçekler açabileceğim daha güvenli bir ortamı.

Yalnız olmadığımı, bir çok insanın benzer duygularla boğuştuğunu, bir çıkış yolu aradığını biliyorum. Hepimizin hikayesi kendine özgü, öte yandan küresel anlamda bile pandemi, internet çağında yaşama, yoğun göç, kapitalizm, kirlilik, ekonomik sorunlar, politik doğruculuk gibi sebeplerle daha da çok ‘aynı gemideyiz’ artık. Önümüze ışık hızında bilgi akışı düşüren, 7’den 70’e herkesin ulaşabildiği sosyal medya sayesinde hiç tanımadığımız insanların hayatlarına ve hikayelerine şahit oluyoruz, durmadan. Bazı yaşantılar bizimkinden kötü, bazıları ulaşmayı hayal edemeyeceğimiz kadar görkemli, bazı insanlar bizden daha bilgili, bazı insanlar tahmin edebileceğimizden daha cahil. Kimine özeniyoruz, kimini kınıyoruz, kiminden öğreniyoruz. İnkar edemeyeceğimiz bir gerçeklik olarak hayatımızın göbeğinde oturuyor artık bu paylaşım ve paylaşımlara maruz kalma hali. Gördüğümüz bir posttan, bir kaç içerikten kişiler, olaylar, deneyimler hakkında sonuçlara varıyoruz. Halbuki her hikayenin girişi, gelişmesi ve sonucu var. Bir kısmımız buz dağının görünen kısmına odaklanmamak gerektiğini zaman içerisinde öğrendik ama bu bilgi akışıyla hakkını vererek başa çıkabilmek için hepimizin önünde yiyeceği fırınlarca ekmek var. İllüzyonla gerçek kolkola, ihtiyacımız olan netliğin bir kısmı da burada gölgeleniyor.

Bana dönecek olursak, 31 yıllık hayatımı farklı zamanlarda yıkıp, yeni baştan daha iyi şekilde inşa etmeme yarayan bir formülüm vardı benim: gitmek. Gitmekten korkmamak, yıkıp yıkıp yeniden başlama cesaretiyle yol almak. 17 yaşında aile evinden ayrılıp, aynı şehirde öğrenci evinde yaşamak, (Şu an varsayımlarda bulunuyorsunuz değil mi? Bana destek olan bir ailem vardı? Ailemin maddi durumu iyiydi? Ailem benimle ilgisiz olduğundan yalnız yaşamamı önemsemedi? Size bunlarla ilgili hiçbir bilgi vermediğim için hepsi sizin varsayımınız. Yazının devamında bahsedeceğim gitmelerin arka planını da ben size anlatmadan bilemezsiniz. Tahmin ettiğiniz her neyse onu gerçek belleyip, inanmayın diye söylüyorum bunu.) başka bir kriz anında binbir çabayla ayarlayıp Work and Travel için Amerika’ya gitmek, bir diğer yol dönümünde Kuveyt’te iş bulup oraya gitmek, şimdi eşim olan, o dönem erkek arkadaşım olan kişinin peşinden Fiji’ye gitmek. Mutlu olmadığım bir işten çıkıp, bir diğerine gitmek. Mutlu olmadığım bir arkadaşlıktan gitmek, mutlu olmadığım bir ilişkiden gitmek. Fiziksel ve duygusal olarak bu gitmelere tutundum hep ve buraya kadar saydıklarımın hepsi çok iyi geldi bana. Çabalayıp çabalayıp sonuç alamayınca tası tarağı toplayıp, başka hayatlara, başka ülkelere ve hatta başka kıtalara yol almak, gelecekteki olumsuzluklar için de yine gitme ihtimaline tutunmak. Beni belli bir yere kadar durdurulamaz bir yaşam enerjisiyle dolduran, engel tanımadan ilerlememe sebep olan bu ‘başka yerde, başka bir yaşam’ ihtimaliymiş. Şu an Türkiye’de hatta dünyada milyonlarca insan da muhtemelen bulundukları yerden gitme ihtimaline tutunuyor yada bunun fantazisini kuruyor. Tedbil-i mekanın ferahlığını arzulayarak yaşıyor. Geçmişteki ben gibi. Ben bunu gerçekleştirenlerden biriyim. Bunu o kadar çok kurguladım, zamanla öyle mümkün hale geldi ki, bir yandan cennetimken öte yandan cehennemim haline geldi.

…devam edecek.

Serinin diğer yazılarına aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.

https://www.atlasyourself.com/category/yazkosesi/
(Visited 86 times, 1 visits today)

Bir yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.