‘Sessiz kalarak, üzüntümüzü, korkumuzu ya da utancımızı kontrol edebileceğimizi düşünebiliriz ancak isimlendirmek başka bir tür kontrol biçimi olasılığını ortaya çıkarır. Yaratılış kitabında Adem’in hayvanlar krallığına geldiğinde yaptığı ilk iş, yaşayan her yaratığa bir isim vermek olmuştur.’

(Bessel A. Van Der Kolk – Beden Kayıt Tutar / Sf 232: Dil: Mucize ve Zorbalık)

Kol kırıldı, yen içinde kaldı

Keşke daha önce anlatabilseydim, biriktirdiklerim içimden taşmak zorunda kalmasaydı. Güçlü olmaktan bahsediyorlar, çok gülüyorum. Bütün hikaye bundan ibaret zaten. Bilinçsiz vaziyette güçlü oldum yıllarca, şimdi ise başıma neler geldiğinin farkındalığıyla çözmeye çalışıyorum her düğümü. Çocuk, ergen, hatta yetişkin olarak duygusal ve fiziksel (cinsel istismardan bahsetmiyorum) olarak ihmal ve istismar edildiğimin farkında olmadan neredeyse 30’uma merdiven dayamazdım belki daha önce anlatabilseydim. Kendimde fark ettiğim her tuhaflığı kendime yormazdım. Neyse ki durup, kendimi dinleyebileceğim, yılların Z raporunu alabileceğim fırsatım oldu çok da geç olmadan.

Katarsis diye bir program var, bilirsiniz. Psikolog Gökhan Çınar istisnasız her konuğuna şu soruyu sorar: ‘Sen nasıl bir aileye, nasıl bir eve doğdun?’ Kaç yaşına gelirsek gelelim hiçbirimizin içinden çıkmıyor hamurumuzun yoğurulduğu o ev. Beş yıl önce Lizbon’daki evde kalp çarpıntıları, nefes sıkışmaları, geçmeyen bir felaket duygusuyla kalakaldığımda oturup çocukluktan o güne dek yaşadıklarımı, bende etkisi olan rutinleri, olayları yazdım, sayfalarca. İnsan el yordamıyla da olsa kendine iyi gelecek, sorunun kaynağına götürecek çözümler bulabiliyor. İlk adımı kendime dürüst olarak atmıştım ama yalnızdım. Eşimle de paylaşmaya başladım zamanla. Bir terapistle görüşmeye başladım. Geçmişte yaşananlar, günümüze yansımaları, devam eden problemler, karşılanmayan ihtiyaçlar ve tüm bunların üstüne bir de kalp ağrıları, alerjiler, mide ağrıları gibi fiziksel problemlerin de psikolojiyle bağlantılarını bulduğumuz, mücadelesi bayağı zorlu olan bir sürecin içinde her şeyi yeniden anlamlandırmaya çalıştım.

‘Dinlendiğini hissetmek ve fizyolojinizdeki değişiklikleri anlamak; karmaşık bir duyguyu dile getirebilmek ve duygularımızın anlaşılmasını sağlamak limbik beynimizi aydınlatır ve soruna çözüm bulunan ‘aha anını’ oluşturur. Sessizlik ve anlayışsızlık ruhu öldürür. Ya da John Bowlby’nin unutulmaz bir şekilde yazdığı gibi. ‘Başkalarına (annene) söyleyemediğin şeyi kendine de söyleyemezsin.’ (Beden Kayıt Tutar Sf. 132)

Çocukken evin içinde yaşananlar, şiddet, hakaret, çocuğun duymaması, maruz kalmaması gereken her şeyin (çoğu zaman rezilliğin) bir parçası olarak yaşamak mecburiyetinde bırakılması ve ‘aman evladım kimseye anlatma bunları’ öğüdü, kendi içinde dertleşmeye çalıştığında da ‘ne aileler var, buna da şükür’ diye geçiştirilmesi sırf benim deneyimlediğim bir durum değil. Sanıyorum Türkiye’nin her kesimden boomer jenerasyonunun ortak yaklaşımıydı (ki onlara da büyüklerinden miras bu yaklaşım muhtemelen). Dışarıdan duyulmadığı, elalemin ağzına laf verilmediği müddetçe evde her türlü rezilliği tekrar tekrar yaşamak, ömrü kavga, hakaretler, ekonomik, duygusal sıkıntılarla geçirmek normaldi.

Benim içine doğduğum ev bu evlerden biriydi. Dünyaya gözümü açtığım, her şeyi sıfırdan öğrendiğim, içinde korktuğum, mutsuz olduğum, her gece kavgalar bitsin diye beklerken ‘annemle babamın arası hep iyi olsun’ diye dua ettiğim, bazen benim de dayak yediğim, hakarete uğradığım, bazı şeylerden sorumlu tutulduğum, öyle pek görülmediğim, içimdeki fırtınaları her sabah okula taşıdığım, okulda ve her boş zamanımda kitaplara gömüldüğüm, dünyamı bir tek günlüklerime açtığım yıllar geçirdim o evde.

Hatta sadece ev de değil, üç yaşımdan 8-9 yaşıma kadar annemle babamın işlettiği su istasyonunda geçti okul sonrası zamanlarım, yaz tatillerim. Gidip anneannemde-babaannemde kaldığım zaman dilimlerinde annemle babama bir şey olacak korkusu yaşardım üstelik. Burada da konumuz şuraya geliyor, çocuğun alıp başını gidecek, kendine başka yerde hayat kuracak gücü ve başına gelenleri kıyaslayabilecek hayat deneyimi olmadığı için savunma mekanizması ebeveynlerini yada bakımından sorumlu olan kişileri haklı çıkartmak üzerine işliyor.

‘Babam aslında çok iyi ama o da zor bir çocukluk geçirmiş. Şu an alkollü olduğu için böyle davranıyor. Bana bir sinir anında vurdu, ben de onların kavgalarının arasına daldım ama dalmamalıydım. Annemin kalkıp benimle ilgilenecek hali yok, hem tüm bu huzursuzluklarla, evin işleriyle, ekonomik problemlerle mücadele ediyor. Şimdi böyle ama aralarını düzeltirler, hep düzelttiler. Ama ben çok korkuyorum.’

Bu kaotik ortamın içerisinde kendini değerli hissederek yetişmek, hayata donanımlı şekilde hazırlanmak çok zor. Ebeveynlerin öylesine kendi sorunlarıyla meşgul ve üstüne çocuğun bakımıyla da ilgili öyle büyük anlaşmazlıklar içinde oldukları düzenlerde çocuğun oyun oynama, sosyalleşme, hayattan keyif alma ihtimali kalmıyor. Kenarda, fazla dikkat çekmeden, kendi işini mümkün mertebe kendi görüp, sorun çıkartmadan, ebeveynlerinin az tatsızlık çıkartmasını, ekonomik olarak biraz daha iyi durumda olabilmeyi umarak (çoğu ailede problemlerin göbeğinde ekonomik sıkıntılar oluyor genelde), çocuk dünyasının içinde yetişkin dertleriyle büyüyor.

Neyse ki büyüyoruz. Ben kabuğumu ilk liseye başladığım zamanlarda atmaya başladım üzerimden. Kendimi ilk o zaman ayırabildim anne ve babamdan. İçinde yetiştiğim atmosferden çok daha farklı ortamlar hayal ettim kendim için. Bir özgürlük sevdası doldu içime. Kendimi keşfetmeye başladım. Okuduğum kitapların faydasını gördüm, daha çok okudum. Çabaladım, çabaladıklarım sonuç verdikçe kendime güvenim arttı. Hayaller kurdum hem de öyle küçük çaplı hayaller de değil. Sen yaparsın dedim kendime.

Çoğunu, hatta hayallerin de ötesini gerçekleştirdim. Gerçekleştiremediklerim de var tabii ama hala hayattayım, bu yazı dizisini bitirip, geçmişi kendimden buraya aktarmak suretiyle çıkartıp, etkilerinden kurtulduktan sonra yepyeni bir sayfa açmayı hedefliyorum ama anlatacak daha çok şey var.

…devam edecek.

Serinin diğer yazılarına aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.

https://www.atlasyourself.com/category/yazkosesi/
(Visited 39 times, 1 visits today)

Bir yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.