Burada anlattıklarımın çoğunu oturdum günlüğüme de yazdım yıllar içerisinde ama tamamen benden ayrılıp, kamuya açık alanda, önceden paylaştıklarımla gelecekteki halim arasında bir virgül olarak durmasını istiyorum. Alınması gereken dersleri aldım, eğriyi doğruyu az çok kavradım. O süreçte kitaplardan, başkalarının deneyimlerinden çok faydalandım. Artık yüzdüm yüzdüm, kuyruğuna geldim ve daha sağlıklı nesiller için bu yaşanmışlıkların paylaşılması, tabu olmaktan çıkması gerektiğini düşünüyorum.

Bir başkasının daha acılı, daha zorlu yollardan geçmiş olması, ‘aman seninki de dert mi’ tavrı, insanların olumsuz şeyleri dinleyecek takatinin olmaması gibi sebeplerle kendimizi çok abarttığımıza, güçsüz olduğumuza ikna ediyoruz. Günlük hayatımızı etkileyen, fiziksel ve zihinsel olarak bizi zorlayan her ne varsa hasır altı ederek yola devam etmeye çalışıyoruz. Yetişkin olduktan sonra patlak veren çocukluk travmalarını anlamlandırıp, baş etmeye çalışırken kendi travmalarıyla yüzleşme cesareti olmayan kişiler tarafından demoralize ediliyoruz. Halbuki orada olduğunu içten içe adımız gibi bilirken üstüne düşünmediğimiz, anlayıp, değiştirmeye çalışmadığımız, sorumluluğunu almaktan vazgeçmediğimiz yada sorumluluğunu almamız gerekirken göz ardı ettiğimiz her şey şu kısacık hayatı layığıyla yaşayabilmemizle aramızda engel olarak duruyor.

Anlaşıldığını hissetmek çok önemli. Başkalarının da onayını alabilmek. Alamayınca insan kendini hatalı görüp, suçlamaya meylediyor. Terapinin önemi ve gerekliliği burada devreye giriyor. Çok şanslı sayılabilecek bir azınlık harici içini açan hemen herkesin aldığı öğüt ‘takma kafana ya boşver, iyi şeylere odaklan’ dan ileri gidemiyor. Yazarken kahkaha attım. Kafaya takmamayı ben nasıl akıl edemedim daha önce, iyi ki varsın. Sen olmasan üstesinden gelemezdim travmaların.

Buraya kadar yaşanmış olaylardan örnekler vermedim, kaçınıyorum içten içe, sanki hala bir yanım gerçek olmama ihtimallerine yada çözülecekleri ihtimaline tutunuyor, yazarsam yaşandıklarını kabul etmiş olacağım. Bir de utanıyorum, üzerimde yarattığı etkiden yada tahribattan değil, onu düşündüğümden. Hala çocuk tarafımla toz kondurmaktan çekindiğimden, aman kimsenin kalbi kırılmasın, kimse zarar görmesin, içime gömeyim öyle devam edeyim, o da kendince haklıdır bandosu çalıyor içimde. Kimden bahsettiğimi çoğunuz anlamışsınızdır, babamdan bahsediyorum. Bir sonraki yazıyı ona ayıracağım. Ama önce kısaca annemden bahsedeceğim. Onunla ilgili anılarım anekdotlardan, deprem etkisi yaratan anlardan çok duygular halinde. Belki daha yakınımda, daha ilgili olduğu ve daha az zarar verdiği için onunla ilgili meseleleri yaşarken çözmem daha kolaydı.

Anneme de kızdığım, geriye dönüp baktığımda içimi acıtan, keşkelere bulanmış yaşanmışlıklar, hala onaylamadığım taraflar var. Annem bir şekilde elinden geldiği kadarıyla ilgisini esirgemedi, daha da önemlisi hayallerime, yapmak istediklerime elinden geldiğince destek oldu. Sanırım onunla alakalı aşmakta en çok zorlandığım konu, dünyaya gözümü açtığım andan itibaren benim ve daha sonra kardeşim için çabalamaya çalışmasına şahit olmak, hep beraber bir dramın içinde yaşarken onun mutsuzluğu ve çaresizliğini paylaşmak oldu. Anneme üzülmek, hayattan tamamen keyif alamamak en birinci duygularımdan biriydi terapiye başlayana kadar. Bir de çocuklukta içime yerleşen, hayata devam etmeye çalışırken gözümü hep annemle babamın ilişkilerine dikip, araları iyi değilse sürekli endişe duyma, onlar barışırsa ancak her şey yoluna girebilir hissiyle yaşama, bir de barışsınlar diye uğraşma hali var.

Bir de konu geçmişten açıldığında yaşananları benim çocuk olarak ondan çok daha şiddetli deneyimlediğimi, korkmaktan uyuyamadığımı, içime kapandığımı, ihtiyacım olan ilgiyi alamadığımı, kendimi yalnız hissettiğimi, var olan türlü potansiyelimin puf olup uçtuğunu anlatırsam kendisinden aldığım ‘yok yav, o kadar da değil’ tepkisi var 🙂 Var yav, dahası da var. O, annelik misyonunu kendince en fedakar versiyonuyla üstlendiğinden yaşadığımı ifade ettiğim çaresizliğin boyutu ona hakaret gibi geliyor belki de. ‘Seni pek de anlamıyorum’ konusundaki bu ısrar uzunca bir süre kendime gösterebileceğim şefkatle de arama girdi. Neyse ki yeterince mesai harcayınca onay alma konusundaki ısrarı bir kenara bırakıp, gel buraya diyerek açıkta kalan yaralarına kendi merhemini kendi sürebiliyor insan.

Bu anlattıklarımın hepsi toparlanıp, bir yerlere bağlanacaklar. Ühü ühü bakın başıma neler geldi demek için yazmıyorum bunları. Hepimizin başına bir şeyler geliyor, herkesin bir öyküsü var. Arka planını, derinini iyice sayıp döktükten sonra tüm hikayelerin bağlanacağı bir yer var.

…devam edecek.

Serinin diğer yazılarına aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.

https://www.atlasyourself.com/category/yazkosesi/
(Visited 29 times, 1 visits today)

Bir yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.